• YAZAR / KOŞAR / KONUŞMACI / ARI SEVER

  • 23/01/2018

“Zeytin Dalı”

“Zeytin Dalı”

768 1024 Yonca Tokbaş

Tarih boyu “barışı” anlatmış Zeytin Dalı. Mitolojide, efsanelerde hep barışı temsil etmiş zeytin dalı. “Ölmez ağaç” adını almış gücünden, kudretinden, dayanıklılığından; insana olduğu sonsuz dermandan. Kesip atılmalara, kökünden sökülüp ölüme terklere dayanıp hala daha filizlenip meyve verebilme gücü bulmasından dolayı “ölmez ağaç” denmiş zeytin ağacına.

Binlerce yılı aşıp asırlara meydan okumasından geliyor gücü.

Dallarının budanma şekli için bile hassas bir dileği var insan denen -her şeye hükmederim ben diyici- aciz türden.

Zeytin der ki;

“Dallarımı budarken öyle bir buda ki, güneş geçsin içimden dibimdeki toprağı aydınlatsın. Öyle bir buda ki dallarımı, kuşlar uçarak geçerken, dallarıma çarpıp kanatları yara almasın. Öyle bir buda ki yani beni, içimden kuşlar da güneş de özgürce, barış içinde geçip hayatın devamına aksın.”

“Zeytin kadındır” dedim, farkındalık kampanyası başlattım. “Nereden çıktı zeytinin kadınlığı?” dediler, “meyvesini 9 ay 10 günde verir, ondan kadındır” diye cevapladım.

Anavatanı buralar. Anadolu.

Biziz evi, yuvası.

Zeytin toprağımızın evladıdır diyeceğim, esasında bizim anamızdır zeytin.

Zeytin, hiç geçmediğimiz en ıssız koylarda, dağlarda var. Sen ve ben ona bakmasak da kendi kendini yaşatıyor. Kurda kuşa aş oluyor.

Gölgesinde nice mazi-anı-sır saklıyor.

Fırtınalara direniyor. Susuzluğa katlanıyor. İnsanlığın bütün ayıplarını, zorbalığını kirini görüp yine de barış için yaşıyor, yaşatıyor.

Uğruna şiirler, masallar, methiyeler, destanlar yazılıyor.

Nice zeytin aşığı evladına “zeytin” adını veriyor. Aşık kişi sevgilisine “zeytin gözlüm” diyor, bakmaya doyamıyor, kıyamıyor.

Dualar ediliyor kimi zaman “zeytin ol” diye. Ben de zeytinli dualar ediyorum tüm sevdiklerime.

Zeytinler büyütüyorum bahçemde. Kolluyorum, koruyorum. Evladımdan ayırmıyorum. “Kendi canım neyse, zeytin odur” diyorum.

Her yıkıldığımda zeytin ağacı olduğumu düşünerek, yeniden ayağa kalkıp hayata tutunuyorum.

İnsanlık da, tarih boyu zeytin dalı uzatmış savaşlar son bulsun, ölüm dursun, hayat sürsün diye.

Ve bu ülke, zeytinlerini koruyacağına, kaç yıldır hunharca katlediyor.

Zeytinlikleri korumak için, zeytin için farkındalık yaratmak için ne yapacağımızı şaşırıyoruz biz zeytin aşıkları derken…

Bir harekatın adına “Zeytin dalı” dendiğini duyunca, bulunduğum yere yığılmak istiyorum. Bir harekatın adını “Zeytin dalı” koymak, Zeytin’i savaşla yan yana anmak, her ne kadar altında yatan asıl niyeti anlıyorsam da, içime sinmiyor.

Zeytin’i, asırlarca karşıtı olduğu savaş kelimesiyle yakıştırıp nikah kıydık.

Dalına kuşun kanadı değer de incinir diye düşünerek budanmayı isteyen bir Zeytin Dalını, bomba sesine kalbi dayanamadığı için ölen kuşlarla; yuvasından, anasından, karısından, evladından kuş gibi uçup giden, şehit olan askerlerimizle, ölüme yolladık.

Ancak insan, ancak politika, ancak siyaset; silah, para, petrol ve maalesef medya bu kadar kadar tezatlığı ve algı yönetimini normal karşılayabilir. Çünkü bu saydıklarımın hükümdarı da, hükmedeni de para ve reytingdir.

Can dediğin şey, ancak bu kurumlarca satın alınabilir, var veya yok edilebilir bir değerdir.

Ancak insan eliyle beslenip yaratılmış büyütülmüş terör, insanı bu kadar ölüme çekebilir.

Gencecik erlerimizi, askerlerimizi, hayatta kalmalarını ümid etmekten başka çaresi kalmamış canım ana-babalarını “zeytin dalı” diyerek nasıl rahat yollayabiliyoruz ölüme hiç düşündünüz mü?

Neden “zeytin dalı” diyerek, zeytin gibi kutsal ağacın adı verildi bu harekata?

Neden bizim canımız ölmez ağacımız alet ediliyor bu işlere?

Bu ülke zeytinlerini kurtarmaya çalışmak için emek vermesi gerekirken, adını neden politikalara alet ediyor?

Kendimi doğru ifade edebilmek için hangi kelimeleri nasıl dizeleyeceğimi bilemiyorum.

Terörü lanetliyorum. Savaşı da istemiyorum.

Bugüne kadar her daim, umuttan, barıştan, hayattan yana oldum.

Herkesin söylediğini, herkes söylüyor diye kabul etmek, tekrar etmek… içime sinmeyene sırf ortam bunu gerektiriyor diye gaz vermek… yapamıyorum.

Bakıyorum internet sitelerine, olan bitene dair tüm haberlerin sağında solunda onlarca emlak reklamı dönüyor. Tıklar tıklar “like”lar havalarda uçuyor.

Dünya, yine savaştan ve terörden para ve reyting kazanmayı biliyor. Kimi Dünyalılar, büyüklerin beslediği terörle sadece masumları tükettiğini; kendi kasasını zenginleştirdiğini saklamayı pek güzel beceriyor.

Ancak uzaktan ve oturduğun yerden bu kadar kolay olabilir ölüme gönderilişe alkış tutmak.

Ancak izlediğin, izletildiğin yerden bu kadar anlı şanlı durabilir savaşa haklı nedenler bulmak.

Ancak algı bombalarıyla büyümek/büyütülmekle mümkün kılınır ne yaşadığının farkında bile olamamak.

Kendi evladı değilse savaşan, her savaş mubahtır uzaktan kumanda ile yönetene.

Terörü besleyip büyütenler uzaktan seyreyliyor; haberlerin sağında solunda üstünde yine “reklamlar” dönüp duruyor.

Senin benim can kaybımdan en çok kim kazanıyor?

Reytingler alıp başını gidiyor, güçlüler daha da güçlü oluyor, görmediğin birileri paraları basıyor. Vatanı terörden temizlemek için şehit olan askerlerimizin aileleri, bi göz odacık evlerinde ağlıyor.

Allah’ım delirmek geliyor içimden, bu haberler de çok reyting getiriyor.

Dünya dönüyor dostum, sen ne dersen de…

Ölen canlar hep masum, savaşsa hem suçlu hem güçlü kelime.

Eğitim politikalarıyla, sınavlarda yıllarca 5 seçenekten birine mahkum edilerek eğitildiysen; doğruları yanlışlar götürebilir diye diye değerlerin yerle bir ettirildiysen… “Barış için savaş” tabi ki doğru seçim gibi gelecektir. Yaşamak ve yaşatmak için hayata geldiğin çoktan unutturuldu sana.

Ben Yonca, barış için savaş istemiyorum.

Dünya hepimize yetecek kadar toprak-su-hava-ateş bahşetmişken, haksız birileri daha eşit, daha zengin, daha hükümdar olmak istedi diye, bile isteye beslediği terörü üstüme salmışken, algı yönetimleriyle, “barış için savaş” kelime oyunlarını kabul etmiyorum ben.

Savaş istemiyorum.

Zeytin’in ve dallarının, hiçbir şekilde ölüme, savaşa yakıştırılıp yakınlaştırılmasını içime sindiremiyorum ben.

Savaşarak ölüm değil, yaşayarak barış istiyorum ben.

Yonca

“Zeytin Ağacı”

Yazılarımdan haberdar olmak için mail adresinizi yazın:
 

Bir Yorum Yaz

Bunları da sevebilirsin

Yeni Yazı Yayında! Okumak için tıkla!

Urban Ultra Hajar 50 km 2018 Yarış Raporum 

2012’de ilk patika koşumu Likya Yolu Ultra Maratonu 6G kategorisinde yaptığımdan beri, patika aşığıyım. 18 yıldır Dubai’de yaşıyorum. 2015’de Desert Trail Runners grubu ile tanışınca, bölgedeki yarışlardan da haberim oldu. Urban Ultra’nın düzenlediği Urban Ultra Hajar 50km ultra maratonuna yazıldım.

Ağustos’da UTMB bünyesindeki CCC’de koşacağım 101km öncesi, farklı dağ, farklı zemin, eğim ve zorluklarda yarışları koşarak kendimi ters köşeye yatırmak ve tecrübelerimi arttırmak istiyordum. Kendi başıma uzun koşmaktansa, yarış koşarak deneyim edinmeyi seviyorum. Bana yurtdışı bir yarış koşmaktansa, gidebilsem Türkiye’deki her patikayı koşmak fikri daha sıcak, daha iyi geliyor. (haklı nedenlerimi en sona sakladım)