• YAZAR / KOŞAR / KONUŞMACI / ARI SEVER

Bölüm 14

♫♫♫♫

Damlaya damlaya göl olur mu?

Olur!

Ekmeğini taştan çıkartır bazı insanlar damla damla. Azimle.

Sırf kendini tuttukça, sırf kalıp ve baskılar uğruna damlamadıkça ne olur peki?

Kuraklık.

Yok tutmaz kendini bu damla ama. Feci başına buyruktur bu damla. Ben ona Başına Buyruk Yaratıcı Ruh D. derim.

Özeldir.

Benzetemezsiniz onu hiçbir başka damlaya.

Herkesin çok bildiğini sandığı, ama kimsenin esasında pek bilmediğidir bir tek damla.

Tek.

Tek çocuk gibidir damla ama asla tek olmaz. Olmadı. Olamadı çünkü yalnız bırakılmadı.

Özünü-sözünü diğerlerinin pek az anladığı bir tiptir.

İçi-dışı bir görünse de; içi dışına çaktırmadan, başka türlü, aşka türlü hassas olan bir tiptir bu Başına Buyruk Yaratıcı Ruh D.

Mihriban der kendine, sorsanız ona.

Doğrudur. İnsan şaşırır dışındaki sert kabuğa bakıp içindeki saf Mihriban’a toslayınca.

Dışı çoğu zaman eğlense de, içinde çok düşünce olduğundan, kendi ağırlığı canını bazen acıtan bir damla gibidir.

Hiç göstermeden üzülse de, göstererek gülebilen bir cinstir. Gülerken gözünden süzülen o tek damlayla, ağlarken hıçkırıklarla gelen o tek damla arasında kardeşlik kurmuştur kendi içinde.

Alay etse de seninle, seni koruyan bir karakterdir.

Tepesi attı mı ejderha kesilir…

Onun da içinde büyütemediği bir çocuk var; ben ona Kıvır Kıvır Asi Yürekli Çocuk D. derim. O da bir minik damladır.

Büyümek istiyor, soruyor, çalışıyor ama sanki içi elvermiyor. Bence canı çekmiyor büyümeyi, ondan.

O damladan deniz olup akamıyor.

Kendini tutuyor.

Hazır olamıyor.

Zincirleri kırmak için harekete geçecekken tam, kıyıp da geçemiyor.

Zamanını bekliyor.

Haklı.

Ve bu iyi.

Koca yığından kopan gelen, özgürce istediği yere düşen, düştüğü yerde tamamlanmayı sabırla bekleyen bir damla bu.

Bu damla hayatla dolu hayat karşısında.

O kadar çok değişken ki bu bir tek damla, sellere neden olsa bile bir o kadar ürkek, çekingen ve saf aslında.

Ama en güzelini demiş esas Özdemir Asaf damla adına:

“Damla kendisini tamamlayınca damlar” esasında.

Az kaldı tamamlanmasına…

Damla.

Korkma.

Damla.

Göl değil, okyanus olacaksın.

Oldu.

Şimdi.

♫♫♫♫

Evimize bir isim buldum.

Yalıkavak’taki evimize. Yalıkavak’taki ev çok önemli; çünkü bize ait olup da içinde yaşadığımız tek yer orası.

“Bizim” dediğimiz yuvaMız.

Aslında kitabımın şurasına yazacak olduğum satırları yarın hurriyet.com.tr’deki köşeme yazasım var ama dayanamayıp buraya yazacağım.

Yani aslında dayanacağım ve sadece buraya yazacağım.

Öyle deliriyorum ki bazen bu olaya.

Yani sizin için basit bi şey gibi ama, benim için değil. Bazen neyi nereye yazacağımı şaşırıyorum.

Neden bi bilsem!

Bunu Kelebek için mi, hurriyet.com.tr için mi, yoksa zulaya atmak için mi yazdım diye saatlerim gidiyor.

Saçma ama öyle.

Belki oraya da yazarım.

Belki de yazmam.

Kararsızım şu an.

Bildiğim şey, şu anda buraya yazmam gerek.

Bu arada size playlistimde şu an çalan şarkıyı da söylemem gerek. Çok eski bir şarkı ama çok severim.

Kamikaze kafalı liseli aşık muhabbetlerim gizli bu şarkıda.

Serserim Benim, Aşkın Nur Yengi.

Yahu bu nasıl bir şarkıdır ki, taa o ilk çıktığı andan beri aynı tutkuyu hissettirir insana.

Deli bi şey müziğin gücü. Deli.

Müzik çok güçlü. Çok.

Benim için en azından.

Sabah gözlerimi açtığımda müzik var. Gece gözlerimi kapatırken de. Hatta, evimde olmadığım zamanlarda da müzik var.

Hayatımın İnce Detayı Kocam bana evden çıkarken hep; “Yonca müziği kapatalım mı?” der. Ben de; “Yok kalsın…” derim.

“Neden?” diye sorar.

“Ev müzik dinlesin, hem biz geldiğimizde de evden müzik sesi geliyor olur.” derim.

Daha fazla konuşmayız.

Üstünde durmayız durumun.

Evden çıkarız.

Hayatımın İnce Detayı Kocam bana hiçbir zaman; “Müziği kapat!” demez. Ben de onun bunu dememesini çok severim.

Ve şu an “İşte Öyle Bir Şey” başladı Erol Evgin’den.

Daha ne olsun!

Hare iyileşiyor mu ne?

Hare işte…

Ucu ısırık fare tarafından ama, arada yaralı maralı görünüyor tepemde.

Kıyamam.

Evimin adını yazacaktım değil mi size? Evet orada kalmıştım arada müziklere ve Hayatımın İnce Detayı Kocam’a dalmadan önce.

Sabah kahvaltıda çok güzel müzik çalıyordu evimizde.

Önce Benjamin Button altında oturmaya gittim. Aklımda evimize bir isim vermek hiç yoktu. Daha önce eve giden yola bir isim vermeyi düşünmüştüm de, eve isim vermek gelmemişti aklıma.

Açtım bilgisayarımı. Maillerime baktım.

Facebook’ta yazımı paylaştım. Hep yapıyorum bunu.

Gastede ne yazdıysam Facebook’ta arkadaşlarımla ve Facebook sayfamda yazımı paylaşıyorum.

Çok hoşuma gidiyor okurlardan, arkadaşlarımdan gelen anlık duygular, tepkiler…

Twit de attım. Yazımı twitledim yani.

Hatta bahçeme kafamı o an kaldırıp baktığımda gördüğüm şeye inanamadığım için, unutmamak adına hemen o cümleyi de twit attım.

“Dün gece tepenin arkasından Dolunay’a en yakın Ay doğarken, tam o noktadan bir çılgın rüzgar esti, begonvilleri kar gibi serpti bahçeme her yer pespembe şimdi!” yazdım.

Çünkü baktığım çimlerin üstü begonvil kaplıydı gerçekten de ve çok güzeldi.

Dün gece evimize kar gibi begonviller yağdı.

Neyse…

Sonra sofraya çağırdı benim gözlerine, kalbine bakmaya doyamadığım, kıyamadığım Güzel-Anlayışlı-Her Daim Mantıklı Düşünür Annem.

Kahvaltı sofrasına oturdum.

Güzel-Anlayışlı-Her Daim Mantıklı Düşünür Annem’in karşısına, Bireysel Düşünür Şanslı Oğlum ACT Jr.’ın yanına oturdum.

Güzel-Anlayışlı-Her Daim Mantıklı Düşünür Annem’in yanında oturan Dans Eden Kaderi Güzel Kızım D.’nin de çaprazına denk geldim.

Eagles’dan tabii ki Hotel California çalıyordu o anda.

Şarkının hikayesini anlattım çocuklara. Babalarının o CD’yi bana ta Amerika’dan getirdiğini anlattım.

Hep beraber söyledik şarkıyı.

“Evimizin adı ne olsun?” dedim bir anda.

Hepimiz sustuk.

Herkes düşünmeye başladı. Bayılıyorum bu kadar anlık bi şeyi bu kadar önemseyebilen bir ailem olmasına.

Aklımdan iki üç seçenek geçti.

“Ben buldum!” dedim.

Güzel-Anlayışlı-Her Daim Mantıklı Düşünür Annem; “Söyle bakalım neymiş?” dedi.

Söyledim.

Güzel-Anlayışlı-Her Daim Mantıklı Düşünür Annem; “E çok uzunmuş…” dedi.

“Neyim kısa oldu ki?” dedim.

Gülüştük.
Güzel-Anlayışlı-Her Daim Mantıklı Düşünür Annem; “Doğru!” dedi.

Çocuklar da beğendi.

Evimizin adı:

Zeytin’le Baykuş’un

Hep Mutlu

Buluştuğu Ev

Oldu.

 

Yeter ki gel bana…

Senede bir güüüün…

Senede biiir güüüün…

Çalıyor şu anda.

 

Bunları da sevebilirsin

Bir Yorum Yaz