• YAZAR / KOŞAR / KONUŞMACI / ARI SEVER

Bölüm 19

Biz kendimizle bi türlü rahat rahat dalga geçemiyoruz.

Dalga geçtik mi olay çıkıyor sonunda.

Keşke kendimizle dalga geçebilsek, dalga geçenle de eğlenebilsek.

Bunu söyleyen ben değilim. Can Dostum Görev Bilinçli Kırmızı A.’nın kocası çok sevdiğim Bay Şef İngiliz B.

Bay Şef İngiliz B. dünyanın en rahat kendisiyle dalga geçebilen milletinden olduğu için, kendiyle de doğal olarak dalgasını pek güzel geçer. Özenirim ona.

Bizimle ilgili gözlemleri de süperdir.

Çok iyi Türkçe bilir.

Öyle ki, bir keresinde biberiye diyeceğine dili sürçüp Kibariye demiştir.

Bizden olan, bize dair her şeyi bilir.

Kendimizle hiç dalga geçemediğimizi o söyledi işte.

Sanırım, umarım, ben kendimle yeterince dalga geçebilen bi tipimdir. Önemli bir özellik.

Huzurlu bir hayat getiriyor insana. Kasmıyorsun kendini ota moka.

Sanırım azıcık öyleyim. Bu konuda çalışmalarım var.

Arızalanmıyorum kendimle dalga geçme konusunda.

Oh…

♫♫♫♫

Tam üç teyzem vardı; Gülşen, Neriman ve Beyhan.

Hepsi bi başka alem, hepsi Türkiye’nin başka bir zaman diliminden olmaydı.

Gülşen ebe, Neriman öğretmen, Beyhan ise Kız Enstitüsü’ndendi. Onlar benim için tarih ve coğrafya dersi gibiydi; çünkü kocaları ve hayatları icabı bi sürü yerde yaşamışlardı.

Ne güzel şeyler anlatırlardı.

Neriman ve Beyhan hiç anlaşamazdı. Ama asla küs de kalmazlardı.

Gülşen hep gülerdi. Ama hep. Adı Gül ve Şen olduğu için mi öyleydi, yoksa öyle olduğu için mi adı Gülşen’di bilemedim.

Bi de dayım vardı; Celal. Müthiş ve efsane adam.

Allah rahmet eylesin hepsine.

Akşam akşam, yani şu anda yazarken çoktan akşam oldu bile, aklıma düştü hepsi.

Tek tek.

Ayrı ayrı anıyorum hepsini rahmetle, sevgiyle, özlemle.

Bazen kendimi Beyhan Teyze’me çok benzetiyorum.

Amma çok konuşurdu anlatamam. Eee o da Aslan burcuydu. Aslan gibi kadındı vallahi.

Burnunun dikine giderdi kardeşim. Bodoslama.

Çatır çatır kavga ederdik. Bi türlü anlaşamadığımız fiks konular vardı.

Hiçbir zaman anlaşamadığımız konularda tartışır ve anlaşamadan konuyu kapatırdık.

Beyhan Teyze’mden öğrendiğim en güzel şey; kimseyle asla küs kalmamak ve zaman kaybetmeden affetmek oldu.

O herkesle dosttu.

Herkesle. Dünyayla barışık olmak nasıl bir meziyettir düşündünüz mü hiç?

Benim hayatımda korkarım sadece 3 kişi filan var bir araya gelemediğim.

Neyse.

Geç oldu. Gece bastırdı iyice.

Uyumalıyım ki sabah erken kalkıp yazmaya devam edeyim. Uyku bastırdı mı, efkar mefkar gibi saçma şeyler çöküyor üzerime.

Yine aynı rüzgar var bulunduğum yerde.

Sıcak rüzgar.

Ha bir de söylemek istediğim bi şey var; ben çok şanslıyım.

Nereye gitsem mutlaka güzel insanlara çatıyorum.

Yolda, sokakta, şehirde, dağda bayırda…

Hep güzel müzikler dinliyorum.

Müziksiz kalmak bi çeşit işkence.

Asla başıma gelmesin.

Kimse müziksiz kalmasın.

Her daim güzel müzikler olsun hayatımda, hayatımızda. Ve hatta ben gittikten sonra, benden sonra da hep ve her yerde güzel müzikler olsun.

Bunu yürekten diliyorum.

Çocuklarım hep güzel müzik dinlesinler ve asla kasmasınlar müzik dinlerken. Kulaklarını hiçbir müziğe kapatmasınlar.

Her müziğe kulak açsınlar, kollarını açsınlar.

Bütün bunları dedim ve korkarım yatmaktan ve uyumaktan vazgeçtim. Uykum açıldı.

Canım size şu anki ortamı anlatmak istedi.

Sessiz bir ev düşünün.

Muğla mimarisi.

Ve fakat işte yine uykum geliverdi. Hem de ağır geldi…

Uyudum.

Horrr.

 

Bunları da sevebilirsin

Bir Yorum Yaz

Yeni Yazı Yayında! Okumak için tıkla!

BABAM BENİMLE DANSEDERDİ 

Yıl 1990’mış. Babam ve ben. Serpil Halamın kızı Yeşim Abla’nın düğünüymüş.
Bana dans etmeyi öğretmişti. Vals, çarliston, swing ve rock’n’roll. Evde de yapardı böyle. Alakasız kaldırır zorla, dans edersin. Acayip sinir olurdum bazen. Boğazım parçalanacak şu an öyle düğümlendim yazıyorum. Kimseleri görecek halim yok!

10 Aralık 1994’de kaybettiğimizden beri -ki o tarihten 5 gün önce gördümdü en son- ilk defa Çarşamba sabaha karşı uçaktan indiğimde bu 15 saniyelik videoda gördüm babamı!

Yeşim Abla yollamış. Alanda kalakaldım bavullar dönerken. 100 kere izledim. Al başa izle ayaklarına bak, enerjisine bak, yüzüne, bıyığına bak. Beni çekişine bak. Zıplamasına bak. Bana gülümsemesine bak. Nasıl eğleniyor bak. Muzip hınzır gülümsemesine trilyarca bak! Bak bak bak! Bak kızım bak. “Ya baba dur yeter” demişimdir kesin de öyle bırakmıştır beni. Bir de zeybek oynadılardı yanlış hatırlamıyorsam.