• 05/02/2022

Her adımda cık cık

Her adımda cık cık

Her adımda cık cık 1024 787 Yonca Tokbaş

Güneşli bir gün.
Yürüyorum.
Sahilde türlü çeşit insan.
Rengarenk.

Kimi yaz vakti Bodrum sahilindeymişcesine bikinisi mayosuyla;  kimi sanırsın soğuk bir kış gününde kutupta, botuyla mantosuyla. Hepsi aynı karede. Yaşlısı genci, binbir milletten rengarenk insan coğrafyası gözümün önünde.
Spor yapan, oturan. Yüzen. Kafelerde takılan.
Çıplaklıkla soğuk aynı karede.
Cümbüş.

Bir çocuk görüyorum ileride, solumda. 1,5 yaşında ya var ya yok. Tombik boğum boğum ayakları. Kafasında kocaman Atom Karınca’ nınkine benzettiğim şeker pembe bir kask. Kask o kadar kocaman ve ağır ki, çocuğa ne kadar ağır geldiğini bedeninin üzerinde başını zor taşıyor olmasından anlıyorum. Kafasını dik tutmakta zorlanıyor, bir öne bir arkaya sallanıyor. Zaten adımları taze, dengesi güven kazanmaya aç. O koca kaskı kafasında tutmakla, heyecanlı nefes nefese adımlarını atmak için gösterdiği gülümseyen çabasıyla, azmine kararlılığına hayranlık bırakıyor.
Pofidik kalbura bastı ayacıkları çıplak. Elinde ucundan tutup işleyişini çözmeye çalıştığı bir şeker pembesi skuter var. Ona binmeye, itmeye sürüklemeye çalışıyor.
Aleti bir çözse, oh mis.
Keşif anına tanık oluyorum. Nasıl gülümsüyorum halini anlayan tecrübeli anneliğimle.
Ah… geçti o günler bizden. O anı kendim yaşarken neye tanıklık ettiğimin pek farkında değildim. Benden geçip gidip de karşıma böyle başka bir çocukla çıkıp gelince, öylesine büyük bir anlam yüklüyorum ki, içimde bir tatlı cız.
Hiç kavuşamayacak olduğum o eski tatlı ana bir sızımlık hasret.

Ben bunları düşünürken, bu yumoş arkadaş azimle kaskı kafasında tutup skutere binmeye çalışıyor. Sürekli de gülümsüyor. Benim kafamda böylesi ağır bir bomba olsa bilmiyorum bu kadar mutlu ve azimli olabilir miydim.
Kaskın ön siperliği de gözüne düşüyor o yoğun çabası içinde. Yok böyle bir engelli çaba. Her adımda yeni bir zorluk çıkıyor karşısına. Rüzgar kafadan esiyor. Kask ağır. Siper gözünü kapatıyor. Skuter desen boyundan çok büyük. Az ilerisi basamaklı ve arası boşluklu bir döşeme. Düşmemek mucize. Benim için o döşemedeki boşluklar hiçbir şey ifade etmezken, o yaşta ve o boyutta bir arkadaş için hayli derin ve büyük bir kuyu gibi. Her adımda küçücük ayakları o kuyulara düşmeden ilerlemesi gerek.
Ay ne zor hayat!

Yine de ilerliyor kerata.
Hayli güçlü ve başarılı diyorum içimden. Gülücükler saçıyor dört bir yana. Mutlu çocuk. Sorun etmeyen bir yapısı var belli ki diyorum. Önceliğini biliyor. Zorluklar değil önemli olan onun için şu anda. Benim gördüğüm zorluklar ona yok. Hedefi amacı belli. Bu skuter olayı çözülecek. O kadar. Bu yolda ne engel çıkarsa, fark etmez.

Göz göze geliyoruz.
Ben de ağzım kulaklarımda hem onu izliyor, hem yürüyüşüme devam ediyor, hem git gide ona doğru yaklaşıyorum.
Çocuk benim düşündüklerimi aklına bile getirmemiş, bense onun olmayan derdi şuracıkta kendime dert edindim 4 adımda diye kendime gülüyorum.
Mutluluk.

Az ilerideki kalabalığa bakıyorum. Kafamda hiçbir düşünce yok. Yani bu benim kafamda hiçbir düşünce olmayan halim. Yürüyor ve hayatı izliyor olmaktan başka hiçbir düşüncem olmayan her anda da, düşünecek bir şey bulmayı başararak gizli yorgunluklar biriktirip taşıyorum.

Bir ses duyuyorum o sırada.
CIK CIK.

Saat gibi. Uygun adım, eşit aralıklı ritmi olan bir cık cık.
Plastikimsi bir ses.
Hani böyle plastik bebek oyuncaklar olurdu eskiden. Bir tavşan veya ördek. Çocuklar banyo yaparken oyalansın veya dişini kaşısın diye eline verilirdi. Basıp sıktın mı çok sinir bir ses çıkardı, cıyk cıyk diye.
Bildiniz mi?
İşte ona benzer insanı hoplatan bir cık cık sesi duyuyorum.
Sağa sola bakınıyorum. İleri bakıyorum. Geri bakıyorum… çözemiyorum.
Sonradan fark ediyorum ki ses aşağılardan geliyor. Kafamı eğince görüyorum onu.
Ben bir büyük insan olarak baktığım yerden görememişim ufaklığı.

Kızıl-kahve-kestane kıvırcık saçları yeni uzamaya başlamış, adımları taptaze bir kız çocuğu. Bezinin kalınlığından bacakları parantez. Rüzgarı kafadan alıyor o da.
Rüzgara karşı yürüyen kızlar görüyorum bugün sürekli, diyorum içimden.

CIK CIK da CIK CIK… ses devam ediyor.
Allah Allah… bu da ne biçim şey? Anlamaya çalışıyorum.
Annesi sağ yanında, ilerliyorlar beraber. Annesi sıkı sıkı tutuyor kızın küçücük elinden.
Annesinin tuttuğu elininin tarafı, yani bedeninin sağ tarafı, hafif havaya kalkık. Sol tarafı yere daha yakın. Çocuk yarısı yukarıda yarısı aşağıda yürüyor.
Ayağından geliyor bu cık cık.

Ayakkabıları her adımda bu sesi çıkartıyor. Çocuk iki adımda bir durup ayağına bakmak, eğilmek istiyor; ama sağ eli tutuklu. Sol eliyle ayağına eğilmeye kalkınca, ayakkabısına doğru yani, hooop annesi çekiştiriyor.
Çocuk hiç gülümsemiyor. Düz ifade uygun adım ilerliyor.
İçime taş oturuyor cık cık.
Her adımda cık cık.
Çocuk gözünü ayağından alamıyor. Kolu sağdan yukarıya bağlı ve asılı. Anne hep ileri bakıyor. Belki de annesi değil midir acaba?
Arada sola çeken kızını hop sağa çekip hizaya sokuyor. Yukarı.
Çocuğun hali tavrı ekşimeye başlıyor git gide. Ayakları sürekli her adımda cıklıyor. Rüzgar kafadan esiyor. Sağ kolu askıda, aklı ayağında. Bi yanı havada, bi yanı yerde.
İçim daralıyor. Her adımda kulağımı gıcıklayan bir cıklama sesinin beni ne kadar sinir ettiğini düşünüyorum, çocuk kim bilir ne halde!
Belki çocuğu koruma içgüdüsü ile aldılar bu ayakkabıları.
Belki de hediye geldi. Belki de eğlenceli geldi.
Kız ağlamaya başlayacak gibi bir ifadeyle azimle sola eğilmeye çalışıyor. Bu sefer kararlı. Ayağında sürekli cık cık eden bağları çözecek. Annesi kızına hiç bakmadan, el yordamıyla sola yattığını anlar anlamaz hızlıca çekiveriyor yanına, bu sefer çocuk havalanıyor.
“Ayy!” diyorum, kısık sesle.
Kolu çıkacak.
Cık cık.

Çocuk hizaya gelip ıhı ıhılamaya başlıyor. Adımlarını sersemletiyor ve adımlamak yerine sürüklenmeye bırakıyor kendini. Cık cık sesinin hafifleşip silikleşmesinden anlıyorum ki çocuk artık tüm gücüyle basmıyor yere. Artık dümen tamamen annede. Sağ koldan sürükleniyor. Yüzü, donuk kare.
Mız mız.
Cık cık.
Geçmek istiyorum hızlıca yanlarından. Geçemiyorum.
Ani bir kararla sağa dönüyor anne. Kız başını zor toplayarak sağa dönüyor peşinden.
Cık cık. Cık cık.

Yürüyorum sahilde.
Cık cık peşi sıra.
O sabah e-posta geldi. Sınıf arkadaşıydı. Başka okula geçmişti pandemiden önce. Yine de görüşüyorlardı.
Yatağında gece uyurken birden kolu uyuşmuş. Anne babasını uyandırmış.
Hemen hastaneye gitmişler.
Acil kapısında yığılmış.
Kalbi iki kere durmuş, geri getirmişler.
Beyninde bir pıhtı atmış, meğer.
“Fişini çekmek zorunda kaldılar” gibi bir cümle duyduk.
17 yaşında gencecik çocuktu.
Babası instagramdan paylaştı acı haberi.
Tutamıyorum artık kendimi.
Her adımda…
Cık cık!

Leave a Reply