• YAZAR / KOŞAR / KONUŞMACI / ARI SEVER

Ve Hümeyra

Ve Hümeyra

960 960 Yonca Tokbaş

Ben de Yonca. 

Ve Yonca

Sadece Yonca

Nokta da yok ardımdan. 

Hümeyra gibi. Ve Hümeyra

gibi.

Gibi dediysem, özenti veya “ben oyum, o ben gibi” demediğim, öyle anlaşılmasını istemediğim bir tür “gibi”.

Soyadı ne acaba Hümeyra’nın diye HİÇ merak etmiyorum. Merak etmediğimi de yeni fark ediyorum. Hiç düşünmemişim soyadını.

Nike gibi. 

O “tik” işaretini görünce Nike olduğunu biliyorum gibi. 3 paralel çizgiyi görünce Adidas’ı bildiğim gibi. 

Nike’ın ne demek olduğu, adını kimin koyduğu, ne anlama geldiği, o logoyu kimin bu ada yakıştırdığı vesaire vesaire beni hiç ve asla ilgilendirmedi. İlgilendirmiyor da.

Nike’ı neden sevdiğimi bile bilmem. Bilmediğimi de şu an fark ediyorum.

Yazarken. 

Oysa, Çin’de üretiliyor filan diye başlar neden sevmemem gerek diye kendime bi ton haklı sebep çıkartırım. Ama dürüstlük bu ya, neden sevdiğimi bilmediğim şekilde sever ve alır ve giyerim. 

Hümeyra’yı çok seviyorum. Kişisel olarak tanımıyorum, ama seviyorum. Neden sevdiğimi de biliyorum. İşi, yaptıkları, duruşu, sanatı dolayısıyla seviyorum diyeceğim ama sadece onlardan dolayı değil, sevdiğim bi şeysi var, değişik bi kadın, seviyorum işte. Gerisi beni ilgilendirmiyor. Genelde yaptığıyla anılıyor. Büyüyor. Merak ve saygı uyandırıyor. Seviliyor. İlgi çekiyor. Onun olduğu şeyler farklı oluveriyor. Seviyorum uleeeen!

“Hümeyra” görünce onun Hümeyra olduğunu biliyorum. “Hümeyra” kelimesini görünce, gözümün önüne Hümeyra geliyor. Diğer Hümeyralardan özür dilerim, aklıma sadece ve tek bir Hümeyra geliyor gibi. O da, Hümeyra.

O Hümeyra.

Sadece Hümeyra.

Ben de Yonca.

Ben Yonca, Hümeyra gibi derken, bunları demek istemiştim yani. 

Mesela Hümeyra, ben kadar çok kendini açıklama ihtiyacı asla duymaz. 

Özgüven meselesi.

Gibi. 

SOYadına gerek duymadan ADınla var olmanın gücü gibi 

 

Aylar önce, bugün şu yazdıklarımı hiç düşünmediğim bir anda, sırf canım öyle istediği için, tepem atık olduğu için, soyadımı elimde olan her yerden silip “YONCA” bıraktım kendimi.

Adımı çok seviyorum çünkü. Kimse adımı yanlış söylesin ve yazsın istemiyorum. Gonca denmesin bana veya Oya.

Ben Yoncayım, Yonca!

Sadece Yonca

Hatta bir avukatla konuştum. “Soyadı inkılabına mı dava açacaksın Yonca?” dedi bana.

Pof yani. Bazı şeyleri düşünürken ta o hukuksal yerlere varabileceğini düşünmeden yaşayabilmek isterdim. 

Amma tantana. 

Bana verilen bir adın, soydan gelen soyadımın bir noktadan sonra, resmen ve tamamen benim olmasından ötürü üzerinde tüm hakları iddia edebildiğim ve her istediğimi şıp diye yapabilmemin çok kolay olduğu bi dünya hayal ediyorum.

Çocuk gibi.

Oyun gibi.

Gerçek ve olası gibi.

Babamgillere, kocamgillere, sülalemim tarihçesindeki çok sevdiğim veya bana çok ters gelen bi şeylere köklere olan bi gıcığım yok. Sadece Yonca olmanın bir büyüsü, sadeliği, yüksüzlüğü, o tüy gibi hafif bi ağırlığı var ya, ben işte onu seviyorum sanki. 

Bana “Hanım” denmesini sevmediğim gibi. Bana sadece Yonca denmesini çok seviyorum. 

Artık hangi tür bir psikolojik antropolijik bilimsel sosyo kültürel şeyden derdim yaram varsa, aman aaaay çok da düşünmedim yani, canım istedi bıraktım. Yonca kaldım yani.

Çok sevdiğim saydığım adalet, hak hukuk her şey her şeyi bırakıp çırılçıplak Tarzan kalma ihtiyacım sürekli gel git yapıyor üzerimde. Manisa Tarzanı olmak hayalim gibi. 

Kadın dizisi başladığında, jeneriğinde herkesin adı soyadı yazıp yağmur gibi akarken, ekrana tek ve gümbür başına;

“Ve Hümeyra” 

yazınca mıhlandım kaldım. Nasıl bir güç bu Allah’ım…Ve Hümeyra…

Ne kadar süre karşımda kaldı bilmiyorum, ama zaman durdu veya yavaşladı ve gitmek bilmedi buna eminim ve çok hoşuma gitti. Yaşarken hak teslimiyeti gibi.

Ve Yıldız

Tam da Yıldız Kenter ölmüştü, cenazesi vardı, ve herkes Yıldız tozlarından, Yıldız Kenter’in Yıldız olmasından, gökteki yıldız tanelerinden dem vuruyordu. Ha bir de nasıl da herkese “canikom” diye seslendiğinden. Yıldız Kenter’i Yıldız yapan şeylerden biri “canikom” kelimesiymiş gibi.

Perran Kutman vardı o sırada bunu söyleyen ve o da mesela Perran Kutman’dı. Adı ve Soyadı ile. Kime sorsan adı ve soyadı yan yana aynı anda telaffuz edilen bir kimliği vardı. 

Hümeyra sadece Hümeyra’ydı. 

Kayan Yıldız’dan, yıldızlardan bahsediyordu herkes, fakat her yerde ısrarla Yıldız Kenter yazarken, kimse  SOYadını dillendirmiyordu Yıldız diyordu. 

O Yıldız Kenter’di, ama soyadı söylenmeyen Yıldız’dı. Di- li geçmiş olmadan da, olduğunda da Yıldız.

Sadece Yıldız.

Yıldız.

Hümeyra gibi, sadece Hümeyra. 

Yonca gibi. Sadece Yonca.

Anneden doğma ve olmasın. Baban soyadını veriyor. 

Dünya’ya “babası budur” demeye gerek bırakmayan müessese evlilik. Baban, annenin seni kendisinden“yaptığına”, Annenle imzayı bastığı için emin olduğundan baban.

Ay bu matriks çok hoşuma gitti. 

Ne komik ve ne kadar güçlü aslında di mi:=)

Bunu böyle düşünmek acayip hoşuma gitti. 

Büyü de, güç de… her ne ve nasıl demek istersen öyle de, 

Sadece sende, sadece adında gizli.

Yonca yani. 

Sadece Yonca

Hümeyra

Yıldız

Asiye

gibi gibi gibi…

Yonca

“Soysuz at”

 

Yazılarımdan haberdar olmak için mail adresinizi yazın:
 

Bir Yorum Yaz

Yonca Tokbaş

Türlü çeşit kurumsalda, yurtiçinde ve yurtdışında, çok çeşit milletten insanla çalışmışlığı var.  Koşmaya başladı. Kurumsaldan ayrıldı. Kendini hem sevdiği hem de en iyi yaptığı şeylere verdi; yazmak, koşmak, konuşmak, sorunlara çözüm üretmek, arırları kurtarmak, doğayı anlatmak, koçluk yapmak gibi…

All stories by:Yonca Tokbaş