Bugün savaşın 24. günü. Hava sabahın bu saatlerinde bile gri. Boğuk. Kasvetli.
Dubai için beklenmedik bir renk. Biz göğün rengini çöl sarısı biliriz burada. Bugün, sanırsın İstanbul grisi.
Dubai’de anormal bir yağmur, sel, fırtına. Gök gürültüsü sesinden o kadar etkilendik ki, bomba mı, füze mi, dron mu, gök gürültüsü mü bilemediğimizden, yetkililer dört bir yandan bilgilendirme mesajı geçti. “Bu duyulan sesler sadece hava koşullarından kaynaklı gök gürültüsü. Olası füze saldırısı durumunda, sizleri korumak için gereken iletişimi kuracağız” diye. İçimize su serpildi. Bunu bile duyurmak zorunda kalınmasının, yağmur altında içe su serpmesi…
Travmalara gel.
Hal bu ve ben savaş günlüğü yazıyorum.
Savaşa içeriden tanığım.
Ankara’nın neresindensin, sorusuna, içinden cevabı vermek gibi.
Savaşın içindenim.
Üstelik savaşın içinde rekor sayıda çok füze atılmasına rağmen -maddi hasar ve can kaybı olarak- en az etkilenen yerin içindenim. Şu ana kadar, füzelerin imhası sonrası düşen parçalardan kaynaklanan ölü sayısı 8, yaralı sayısı 160.
Dünya’da insan kaynaklı can kaybının 8 olmasının pek önemsenmeyen bir sayı olduğu dönemin tanıklarıyız. Gerçi insanlık tarihinde 1 can kaybının önemsendiği bir dönem oldu mu acaba. Sanmıyorum. Bunu bir sen, bir ben, bir Sanal Yazı Evi camiası insanları, doğa dostları, STKcılar, senin benim yakın çevremiz filan gibileri önemsiyor. Gerisi bu işten rant elde ediyor. Bunun da yeni bir şey olduğunu sanmıyorum. Anne Frank’ın günlüğü ile büyümüş nesillerin bugün hala savaşçı olması da ayrı bir kaka ironi. Hmmm “kakironi” diye bir kelime türetme şansım oldu şu an.
Savaş başlayıp da tepemizde Ahmet Kaya’nın “Kum Gibi” sini anmadan, çalmadan, söylemeden geçirmediğimiz günlerin içine girince, hemen mercimekleri beyaz geniş bir tabağa serdim. Saçlarımı sulamak için aldığım fıskiye ile sulamaya başladım. Bu fıskiye özel. Bir el hareketi ile pompasına bastığında uzunca bir fısss oluyor ve o fısss süresince su püskürtüyor. Bu, har har har pompalamaya gerek olmayan sistemi kim icat ettiyse, aferin. Küçük şeylerin büyük hizmeti.
Filizlenmeye bıraktığım mercimeklerimi, 24 savaş günüdür, fıskiye ile fısssslarca yağmur hissi ile besliyorum.
Fonda “şehirlere bombalar yağardı her gece… “ ve fakat biz sevişemedik bir şekilde. Moralimiz bozuldu, asabımızla beraber içimize kaçtık. John Lennon da “savaşma seviş” demiş, Ahmet Kaya’da. Bizim John Lennon Ahmet Kaya dedim geçen Destina’ya. O sırada patlamaların gücünden, korkudan, titreyerek ağlıyordu kızım.
Mercimekleri filizlensinler diye yerleştirdiğim, güneş gören pencerenin önünden de almak durumunda kaldım tabi. Çünkü füzeler yağmaya başladığında, imha sistemleri de devreye giriyor, ve patlamalar öncesi gelen alarmlar pencere önlerinde durmamak gerektiğini, acilen güvenli bir yere, “sığınaklara” gitmemizi salık veriyor.
Buralarda sığınak yok. Savaşa hazır planlanan bir hayat değil BAE. Tam tersine savaş olmaması üzerine kurulu bir vizyon. Mutluluk Bakanlığımız vardı hatta.
Savaş günlerinin içinde Veliaht Şeyh, Arap Aleminin anneler gününde, bundan böyle çocukların büyümesine bu kadar emek veren “ev kadınları”na “ev kadını” denmeyeceğini, dünden itibaren “nesil şekillendirici” olarak anılacaklarını açıkladı.
Kelimelerin gücü adına!
Ayrıca şehri çevreleyen ve her önemli noktaya bisikletle gezerek ulaşmayı sağlayan bisiklet yollarına 12km’lik bir hat daha eklendi.
Bu haberlere sığınmak moral oldu. İlham oldu. Bayan değil kadın diyebilmek konusunu anlatmak için ne çok çaba veriyoruz hala mesela.
Bizim evin sığınağı da koridorumuz oldu.
Alarm çalıyor, biz koridora sığınıyoruz.
Ben, kızımız Destina, Arda, Noemi. Tam eskiden, savaş sırasında çocukluğunda Rusya’da evinden olup sürülmek nedir yaşayan, ve haliyle tüm travmaları haklı olarak tetiklenen Sevdacığımız, ve Noemi’nin oğlu Javi. Evimizin bir şekilde onlara güven vermesi, Sevda’nın Javi’nin de bize sığınması, içimi ısıtan sıcacık bir duygu. Koridor bizim, biz onların sığınağıyız.
Hal böyle olunca, mercimekleri de tabi ki, sığınmaları için tablolarımızın önüne aldım. Devrim Erbil’in İstanbul’unun ormanı olarak tatlı tatlı filizleniyorlar.
Savaşta yeşeren mercimek filizlerim, ormanım.
1 orman gibi kardeşcesine, dizesini zaten ancak bir şair, Nazım, yazabilirdi. Trump veya Netanyahu değil. Olacak iş mi! İlahi.
Şehirlere bombalar yağardı her gece, ben mercimek filizlendirirdim.
Yonca
“Merci”
23 Mart 2026, Pazartesi, Dubai
Sanal Yazı Evi, haftanın alıştırması

Ankara Lycée Charles De Gaulle Lisesi ardından Boğaziçi Üniversitesi’nde İngiliz Dili ve Edebiyatı okudum.
7 yaşında gazoz kapağı toplamakla başlayan; orta, lise ve üniversite eğitimi sırasında devam eden farklı iş deneyimlerimi saymazsak, üniversite sonrası sırasıyla; TÜSİAD, Sarkuysan, Commercial Union Sigorta, Yaşar Dış Ticaret gibi şirketlerde farklı görevlerde çalıştım.

Leave a Reply