Dubai hakkında yapılan son dönem habercilik üzerine yazmak istiyorum. İnsan yaptığı habercilikle kendi vatandaşına ne kadar zarar veriyor ve bu verdiği zarar yine kendi ülkesine, kendine nasıl etki ediyor, düşünebilir. Habercilik düşünerek, haber içeriği, kaynağı, gerçekliği doğrulanarak yapılan bir meslek olmaktan çıktı. Reyting, tıklanma, algoritma, yorum çokluğu ile kazanılan takipçi ve para, gerçeğin yerini aldı.
İran savaşı başlayıp da, BAE özellikle de Dubai misil yağmuru altında kalınca çıkan haberlerin, yapılan yorumların, haberlerin verilişindeki içeriğin odak noktaları ve algı yönetimi BAE’de yaşayan Türkleri derinden etkiledi.
BAE hava savunma sistemleri, 18 Mart’ta, savaşın 19. gününde İran’dan gelen 13 balistik füzeyi ve 27 drone’u imha etti.
İran’ın saldırılarının başladığı günden bu yana ise BAE hava savunmaları toplamda 327 balistik füze, 15 seyir füzesi ve 1.699 drone’u etkisiz hale getirerek imha etti.
Dubai’de resmi rakamlara göre 45bin Türk yaşıyor. BAE toplamında bu sayı sanırım 65bin civarında. Cüneyt Özdemir ve Nevşin Mengü’nün yaptığı yayınlar hakkında büyük bir üzüntü ve öfke var. Özdemir ve yayın arkadaşı Kenan Esas, Dubai’deki influencerların Dubai’yi nasıl tanıttıklarını anlatarak geçtiği dalga ve anlattıklarını dayandırdığı gerekçeler yanıltıcı ve üzücü.
Influencerlar Dubai’de yok hiçbir şey çalınmıyormuş, diye yayın yapıyormuş.
Doğru.
26 yıldır Dubai’de yaşıyorum, tek bir şeyimiz çalınmadı. Restoran, halk plajı, AVM’de herhangi bir yerde unuttuğumuz ne varsa, bulundu. Bunca yıl içinde yaşanan hırsızlık, bir günde Londra veya İstanbul’da yaşanan hırsızlıkların yanında komik bir yüzde olarak kalır. Bunu ben söylemiyorum bunu BAE’de yaşayan ve savaş başından beri de işine devam eden İngilizler de söylüyor. Fransızlar da.
Yapılan yayında, Dubai’deki Inflencerlardan başlayarak hepimizi vuruyorlar. Biri bana influencer olmayan bir yer gösterebilir mi şu anda yer yüzünde? Paris veya Helsinki’de daha az ve alakasız influencer mı var? Oradakilerin tamamı çok mu kaliteli de bir tek Dubai’dekilerin içi boş. Bunları yazıp söylerken, kötü habercilikle reyting şehveti ile prim yapınca, kendileri de influencer olmuş olmuyorlar mı?
26 yıldır Dubai’de yaşayıp iki çocuğumuzu da burada yetiştirdiğimiz için, Dubai özelinde konuşayım. Güvenli olduğumuz, yıllardır evlerimizin kapısını kitlemediğimiz, hırsızlık yaşamadığımız gerçek. Gerçek çarpıtılmaz. Bu gerçek şaşırtıcı ve özendirici. Özeniyorum aynısı ülkemde de olsun istiyorum. Keşke Dünya komple tertemiz BİR ülke olsa. Eril haberciliğin odağında “Eskort” tacirliği de olmazsa olmaz. Eskort “kullanan” tanıdığım kadın yok. Eskort isteyen de, ticaretini yapan da erkek dünyası. Mağduru kadınlar. Bu da eril dünyanın tekeli değil mi?
Savaş, kara para aklama olmayan ülkeleri sayalım isterim.
Butan sanırım bu listede yerini alır. Başka neresi var, bilemiyorum. Keşke sayıları çok olsa, say say bitiremesek. Kadına şiddet, adaletsizlik, kadını ve ihtiyaçlarını görmezlik bizde nasıl?
Benim bu habercilikten anladığım yeni dünya düzeninde “savaşı haketmek” diye bir kavram iyi satıyor. Depremde ölmeyi haketmek gibi bir şey bu.
Hiçbir ülke ve insanı, DÜNYAMIZ savaşı haketmiyor!
Yapılan habercilik haksız ve gerçeği çarpıtıyor.
Dubai Havaalanı yerle bir, denmiş. Değil. Daha bugün uçakları gecikmeli de olsa, güvenle kalkıp Bayram için memlekete gelen arkadaşlarımız var. Gittiği iş seyahatinden dönenler olduğu gibi. Hava trafiği güvenliğe göre kapanıp açılıyor. Aksamalar var evet, ancak yerle bir DEĞİL.
Expatler işini kaybetmekle tehdit edilmedi.
Sağlık, Havayolları, gıda ve güvenlik gibi hayatın devamını sağlayacak kritik sektörlerde çalışanların işlerini bırakıp gitmeleri durumunda kontratlarının devam edemeyeceği, veya avantajlarını kaybedebilecekleri söylendi. Çok merak ediyorum, habercilerimiz kendi muhabirlerinin işi bırakıp gitmesi durumunda ödemelerine devam ederler mi? Hangi ülke ve şirket, çalışanları işi bıraktığında, terk edip gittiğinde düzeni olduğu gibi devam ettirir? Mücbir sebep bireye değil, kuruma çalışır hep. Acı ama Dünya PARA gerçeği bu değil mi? Mücbir nedenler söz konusu olunca sigorta şirketlerinin bile işleyişi değişiyor değil mi? Savaş yahu bu! Kovid sırasında da yaşanmadı mı benzeri? Hatta kovidde evden çalışma izni ve hakkı varken, Bali’ den çalıştığı -bakın çalıştığı bilinen kişiler- IP kontrolü ile işlerini kaybetmedi mi?
Son dönemde mantar gibi türeyen, herhangi bir altyapısı veya konu üzerinde uzmanlığı olmayan Influencer olayı, sadece Dubai’ nin değil, dünya sosyal medya ortamının durumu. Telefonu olan konuşuyor. Takipçi ediniyor. Şirketler tarafından iş veriliyor. Liyakat burada da pek yok, en büyük destekçileri de malesef yine medya ve özel kurumlar.
Şu anda halen Dubaï’ deyim, bunca misillemeye rağmen yaşadığımız güvenlik çemberi olağanüstü. Uyarı sistemleri düzgün çalışıyor. Bu alarm ve sirenler, imha edilen parça nereye düşecek korku ve endişesi fena. Sinirlerimiz alt üst. Bunca yıldır BAE’nin hava sahası koruma yetkinliğinin bu genişlik ve güçte olduğunu söyleseler inanmazdım. Varmış, güçlüymüş. Bu sayede güvendeyiz. İmha edilen füze ve dronlardan düşen parçalar can yakıyor. Hasar atılan füze ve done sayısına bakılınca görece az. Çıkan sorun, ışık hızı ile çözülüyor. Bir gün bile savaş görmemiş, başına geleceği de asla düşünülmemiş bir yönetim ve yaşam alanı için, yaşanan her şey olağanüstü bir başarıyla, saygıyla, duyarlılıkla yönetiliyor. Bunları söylemek, keşke tüm bunlara da hiç gerek olmasaydı demeden de olmuyor. Can kayıpları ve yaralanmalar için derin bir üzüntü var. Sayı artmasın diye en aşağıdan en yukarıya çaba büyük. Savaşı kabartmamak, büyütmemek için çalışılıyor. Daha ne olsun? Ne yapılsın ben anlamıyorum ki!
BAE’nin en üst yönetiminin yaralıları ziyarete gidip “size karşı her türlü biz sorumluyuz, sorumluluklarımızı yerine getiremediğimiz her konu için çok üzgünüz” açıklaması yapmasını izlemek, duymak, görmek… dürüst olayım içimi parçaladı. Keşke depremde yaşadıklarımız, kayıplarını bulamayan, bir mezarı dahi olmayan, aile soyunun silindiği o depremde, bari benzer bir cümle duyabilseydik.
Bu haberciliği ve yayınları kınıyorum.
Aklamak gibi bir amacım, derdim yok. Ancak bir ülkenin gurbette o veya bu sebepten yaşayan vatandaşları için, yani yurttaşın için, onun işini gücünü sağlığını ve hayatını tehdit eden bir durumdayken bu haberlere maruz kalmasına alan açmak da bir tür alçaklık.
26 yıldır yaşadığım Dubai’den 26 yıldır ülkem için çalışıyorum. STK’sından arısına, zeytinine. Buraya gelen her bir işçisinden expatine, sonuçta yurttaştır. Düşman değil. Gelme nedeni motivasyonu ne olursa olsun, yurttaş. Birisi yazmış, “para kazanmadığın yerde gel yaşa da görelim” diye. İçimden gel arkadaş seninle ben, beraber, hiç para kazanmadığımız o yerde beraber yaşayalım, demek istedim. Demedim. Böyle haberlere, böyle yorumlar. Rızkını kazanmadığı yerde yaşayan kim var ve bunun nesi suç ki hüküm bize kesildi, bilmiyorum. Üzgün ve kızgınım.
Bir yandan da, bu tür haberciliği yapanlara bakarak, ben ülkemden, yurttaşlarımdan soğumuyorum. Tersine, işlerimi daha da büyük cesaretle yapma azmi büyüyor içimde. İşlerimi her nerede olursam olayım etik çerçevede ve ülkemin bir elçisi olduğum bilincinde yaptığım sürece, ülkem de kazanır.
Belki bu karanlık içinde, eğri ile doğru daha çok parlar. Ayrılır.
Bir ümit.

Ankara Lycée Charles De Gaulle Lisesi ardından Boğaziçi Üniversitesi’nde İngiliz Dili ve Edebiyatı okudum.
7 yaşında gazoz kapağı toplamakla başlayan; orta, lise ve üniversite eğitimi sırasında devam eden farklı iş deneyimlerimi saymazsak, üniversite sonrası sırasıyla; TÜSİAD, Sarkuysan, Commercial Union Sigorta, Yaşar Dış Ticaret gibi şirketlerde farklı görevlerde çalıştım.

Leave a Reply