• YAZAR / KOŞAR / KONUŞMACI / ARI SEVER

  • 18/10/2017

Zayıflamak için ölmek

Zayıflamak için ölmek

682 1024 Yonca Tokbaş

Kaç kere zayıflamak hakkında yazdım bilmiyorum. Kaç kere, zayıf olmak kaygısının insanları nasıl hasta ettiğini yazdım, onu da bilmiyorum.

Kaç kere “estetik” görüşlerimden dolayı eski kafalı, tutucu olarak eleştirildim bilmiyorum.

Kaç kere doğallığı, yaşlanmayı, filtresizliği seviyorum dedim diye, sanki bu söylemle prim yapmaya çalışıyormuşum gibi yorumlanmama karşı çıkıp samimiyetimi ve kendimi savunmaya çalışırken yakaladım kendimi bilmem.

Yazdığım o yazılardan sadece birinin linkini vereyim mesela: http://4yaprakliyonca.com/kilo-almak-vermek-cinneti-uzerine/

5 yaşında çocukların bile göz kenarı kırışıklık endişesi yaşamasından, göbeğini içeri çekerek yürümeye çalışmasından duyduğum endişeyi dile getirdim kaç kere.

Sağım solum, sosyal medya, ulusal basın, televizyonlar, dergiler erkek şiddetine ve kadın bedeni üzerinden politikalara karşı çıkarmış gibi yaparken; aynı anda sözü geçen organların hepsinin sabahtan akşama 7/24, 365 gün kadın bedeni ve estetiği üzerinden prim yapıyor olmasının tezatlığından usandım dedim.

Yaz kış, gece gündüz konumuz nasıl zayıflanır, nasıl zayıf görünülür. Filtreler, fotoşoplar Allah Allah!

Söylemler ve eylemler hep ayrı.

Kaç kere: “Arkadaşım nasılsın?” denmesini beklerken; “Kaşlarının arasına hala botoks yaptırmayacak mısın?”, “Dişlerini yaptırsan sanki daha iyi”, “Dudaklarının kenarını bari yaptırsan” cümleleri duydum bilmiyorum. Bunlar olmasa şunlar oldu: “Aaaa sen kilo mu aldın? Hem de bu kadar spora!” ya da “Zaten çok zayıfsın, neden bu kadar koşuyorsun!?”.

Bir keresinde Instagram’ da oğlumla bir fotoğrafıma: “Acil skuatlara başla” yazıldı, ne çok ağladım. Benim oğlumla o güzel fotoğrafıma bakınca bi tek sarkık popomu görmüş yani!

Popomu ucundan misinayla bulutlara bağlayıp kaldırsam, mutlu edecek mi sizi?

Bedenimi bırak, ruhum bu konuda zayıfken beni belden aşağı vurmak şiddet değil de ne peki?

Ben tüm açık kalpliliğimle zaten bu konuda yaram var demiş, yazmış olsam da, birileri tam da beni yaramdan incitecek cümleleri seçti ve kurduysa, düzen bunu sürekli pompalıyorsa birileri de ölür tabi…

Bir kadın buluşmasında konuşmacıydım. “Bunca koşmaya rağmen neden hala poponuz bu kadar büyük?” sorusunu soran da bir kadındı o kalabalık içinde. İçimden gelen cevap “Seni kıçımla pataklamak için!”di. Anamdan babamdan aldığım terbiye o an izin vermedi; sesim titreyerek “koşsan da gerçek fotoşoplanamıyor…” diyebildimdi.

Bak nasıl üzülmüşüm, hala aklımda her biri.

Terler dökerek yazdığım şu yazıda da, malesef terbiyesizlik beni yendi.

Bu da can be… affola.

Daha yeni, yeniden, yine, bir insan –kadın erkek genç yaşlı fark etmez- zayıflayacağım diye, zayıflamak için mide ameliyatı olup hayatını kaybetmiş. Birileri doktoru, birileri rahmetliyi suçluyor.

Hepimiz sütten çıkmış ak kaşığız tabi.

Mesele sadece bir kötü doktor, para, bir mide ameliyatı değil. Mesele neden zayıflamak için ölmeyi göze alacak hale gelindiği.

Ben blumiktim. Sırf zayıflamak için, bir doktorun tacizine bile katlandım. Bunları yazdım da açık açık, ağlaya ağlaya.

İş, o doktorun kapısına gelmeden önce, bütün çevre ortam arkadaşlar basın dergiler hep aynı estetik kaygıları küçücükten çocukların kalbine işlerken başlıyor. Çevremde gördüğüm küçücük çocuk pilav yemeye korkup karnım şişti diye endişe ediyorsa, hepimizin ortak bir sorunu ve sorumluluğu var demektir ve sorun da sorumluluk da çok ciddidir.

Posta kutuma, orta okul mezuniyeti öncesi burun estetiği, botoks indirim paketi diye reklamlar geliyorsa, ve bu paketler iş yapıyorsa… en ünlüsünden en ünsüzüne herkes bi oturup ne ekip ne biçtiğine bakmalıdır.

Topluma rol model olanlar da estetik kaygıdan perişan zaten.

Kimse rahat rahat yaşlanamıyor ki, çocuklar rahat rahat büyüsün, insanlar kilo derdinden değil de ecelden ölsün!

10 kilo zayıflamak için ameliyat olup ölmeyi göze almak sadece 1 sonuç.

Mesele bu işin başladığı yere bakmayı istemekte.

Kendimize çuvaldızı batırıp neyi düzeltmek istediğimizi düşünerek hareket etmek esas mesele.

Sorumluluk sende, bende, çevrede, ailede, basında, sosyal medyada… hepimizde.

“Doktor bunu para için yapıyor, suçludur!” derken iyi. Estetik reklam pompasından kazanılan her türlü kazancı besleyen de büyüten de kim sizce? Uzaylı Hatçe!

Bir dergi kapak yapalım sizinle dedi. “Fotoşopsuz olabilir miyim? Bi cesaret yıkalım şu kalıbı!” dedim. Dergici arkadaşımın gözleri düştü: “Amerikan standardı bu, hayatta kabul görmez, yine de çok abartmayız fotoşopu” cevabı verdiğinde, sustuk ikimiz de.

45 yaşımdayım.

57 kiloyum. Bense yıllarca hep 53.8kg denen bir rakamı körü körüne seviyordum. 100gr fazlam olunca ölecek gibi oluyordum. Oysa o kiloda hep hastalanıyordum. Aklım almaya çalışıyordu, ama kalbim sıkışıyordu. Aynalara küsüp mutsuz oluyordum. Bu halimin ne kadar zavallı, ne kadar saçma olduğunu bilsem de, kendime söz geçiremiyordum.

Dr. Nurhayat Gül bana 5 yıl sabırla: “rakamları değil, sağlığı önemse, lanet ederek değil şükrederek ye” diye diye diye yorulmadı. Daha bu sene anca anladım, kabul ettim. Düşünün bu sene diyorum size!

Allah’ım nasıl büyük huzur ve özgürlük, yaşıyorum!

Memelerim küçük. Popom da var. Selülitlerim de var. Bunların hepsi de bakanın kilosuna, kafasına göre hep göreceli. Biri der ki çok zayıfsın, öteki der almalısın. Of bir bırakın şunları yani.

256km koştum, popom küçülür gibi oldu, ama yine geri geldi.

Mal bu yani anlıyor musunuz!

Bu konuda çok üzüldüm, çok kırıldım, çok pişman oldum. Çok sıkıldım.

Ne zaman zayıflamak için ölen birinin haberini duysam ellerim titremeye başlıyor.

Zayıflamak için değil, yaşamak için yaşayalım istiyorum!

Teşekkür ederim.

Yonca

“çatır çutur kadın”

Fotoğraf notu: Fotoğrafımı TedxReset konuşmam sırasında Baran Tokmakoğlu çekti….

Yazılarımdan haberdar olmak için mail adresinizi yazın:
 
2 Yorum
  • eylem 19/10/2017 at 14:45

    bu kadar güzel yazı okullarda ders olarak okutulsun gelen yeni nesil için çok faydalı olacağına inanıyorum.Teşekkürler…

  • Sibel 26/10/2017 at 13:44

    Zayiflamayi deniyorum ama birtürlü olmuyor. Bu güzel makale icin tesekür ederim.

Bir Yorum Yaz

Yeni Yazı Yayında! Okumak için tıkla!

BABAM BENİMLE DANSEDERDİ 

Yıl 1990’mış. Babam ve ben. Serpil Halamın kızı Yeşim Abla’nın düğünüymüş.
Bana dans etmeyi öğretmişti. Vals, çarliston, swing ve rock’n’roll. Evde de yapardı böyle. Alakasız kaldırır zorla, dans edersin. Acayip sinir olurdum bazen. Boğazım parçalanacak şu an öyle düğümlendim yazıyorum. Kimseleri görecek halim yok!

10 Aralık 1994’de kaybettiğimizden beri -ki o tarihten 5 gün önce gördümdü en son- ilk defa Çarşamba sabaha karşı uçaktan indiğimde bu 15 saniyelik videoda gördüm babamı!

Yeşim Abla yollamış. Alanda kalakaldım bavullar dönerken. 100 kere izledim. Al başa izle ayaklarına bak, enerjisine bak, yüzüne, bıyığına bak. Beni çekişine bak. Zıplamasına bak. Bana gülümsemesine bak. Nasıl eğleniyor bak. Muzip hınzır gülümsemesine trilyarca bak! Bak bak bak! Bak kızım bak. “Ya baba dur yeter” demişimdir kesin de öyle bırakmıştır beni. Bir de zeybek oynadılardı yanlış hatırlamıyorsam.