• YAZAR / KOŞAR / KONUŞMACI / ARI SEVER

  • 20/07/2017

Pembe donlu vasiyet

Pembe donlu vasiyet

250 338 Yonca Tokbaş

Hoş, çok hoş bir kadındı.

Herkes ilk bakışta bunun sarışınlıkla alakalı olduğunu düşünürdü.

Evet sarışındı.

Oysa sarışınlık edinilebilir bir meziyetdi.

Çok alımlıydı.

Yürüdüğü zaman baktırırdı.

Konuştuğu zaman dinletir, sorduğu zaman hiç beklenmedik cevaplar alırdı.

Cesurdu.

Cesaret öğrenilebilir bir meziyetti,

Özgündü.

Çılgınlıkları vardı bazılarının kaldırmakta, anlamakta güçlük çektiği,

Umursamazdı.

Aklına yattıysa, sonuna kadar denemekten yorulmaz,

Yapardı.

Kıskançlık insanca bir duyguydu, tam deminde kıskançtı.

Kıskandırmayı bildiği gibi, kıskandırırdı.

Kadındı.

Çocuk olmayı bildiği gibi, genç kız olmayı da bilmiş, kadın olmaktan korkmamıştı.

Kadınlığından utanmamıştı.

Sınır tanımazdı.

Rengarenk iç çamaşırları vardı.

Giyinmekten, soyunmaktan, insan bedeninden utanmaz, utandırmaz,

Haz alırdı.

Takıntılıydı.

Çalışkandı.

Hayatı yaşamak için doğduğunu düşünür, sonlardan korkardı.

Sorgulardı.

Rengarenk donlarını sakladığı, küçük, ahşap çekmeceleri olan bir dolabı vardı. Bütün kadınların mücevher peşinde koştuğu zamanlarda, o pembe donlarını gözü gibi saklardı.

Pembe donlarının onun için ayrı bir anlamı vardı.

Herkesin siyah donlu, siyah botlu olduğu sokakta, pembe donlu kadın olarak yürümeyi başarmak… bir ayrıcalıktı.

Her sabah uyandığında duşunu alıp ahşap çekmecesini açar, iç çamaşırlarına dikkatlice bakar, onca renk içinden yine gidip pembe olanını alırdı.

***

Her insanın korkuları vardı, o da en büyük korkusunu yenmek için elinden gelen herşeyi yapanlardandı.

Okuyordu.

Soruyorudu.

Danışıyordu.

Tek istediği uzun bir hayat yaşamak, mümkün olduğunca sağlıklı olmak ve bu güzel hayatı olabildiğince geç arkasında bırakmaktı.

***

Yıllar onu herkesi yıprattığı gibi kolay yıpratmadı.

Aşk kadınıydı.

Aşk kadınlarının tüm ayrıcalıklarını yaşayarak yıllanmıştı.

İçinde birikmiş kalıntılar olmadan kemale ermeyi bilmişti. Başkalarından aldığı dersleri iyi uygulamıştı.

Artık eskisi kadar hızlı adımlarla koşamadığını fark ettiği gün bile, yavaşlama sendromunu dillendirerek, mızmızlanmamıştı.

Çift rakamlı büyük yaşını, 60 yaşından beri olgunlukla ve anlayışla karşılamayı başarmıştı.

Sarı saçları aklamış olsa da, o yaşında bile her sokağa çıktığında herkesi kendine baktırmıştı.

Planlı programlı bir kadın olduğundan,

Başkalarından gördüğü ve daha önce yaşadığı tecrübelerden de fazlasıyla ders aldığı için,

Çocuklarına tatsız bir süreç bırakmayı da asla istemediğinden,

Yıllar öncesinden vasiyetini hazırlamış,

Çocuklarının onu kolaylıkla bulabileceklerini düşündüğü bir yere, ahşap çekmecesindeki o renkli göze koymayı atlamamıştı.

Hep başkalarına sorduğu ve kendi cevabını kimseyle paylaşmadığı “Nasıl hatırlanmak istersiniz?” sorusuna vereceği cevabı, en sona saklamıştı.

***

Yıllardan herhangi bir yılda,

Aylardan herhangi bir ayda,

Günlerden herhangi bir günde bir sabah,

Herhangi bir sabah;

Havanın mis gibi yasemin koktuğu,

Kedilerin nazlı ama istekli bir şekilde sevgili peşinde koşturdukları,

Güneşin tenleri yakmadan ısıttığı bir günde,

Kadın uyanmadı.

Uzun uzun çalan telefonlara verilmeyen cevap üzerine gelen çocukları, evinin kapısını açtı. Her ikisi de neyle karşılaşacaklarını bildikleri için hazırlıklılardı.

Odaya girdiklerinde önce annelerinin, gülümsüyormuşcasına uyuyan huzurlu yüzüne baktılar ve ne kadar alımlı bir kadın olduğuna bir kere daha şaştılar.

Yorganın kenarından görünen upuzun ve yaşına rağmen hala sımsıkı olan bacaklarına da baka kaldılar.

Birden,

Sıyrılan geceliğinin kenarından çapkınca görünen pembe donunu farkedince, ikisi de istemeden yüksek sesle kahkahayı bastılar.

Gıpta ve hüzünle karışık duygular içinde,

Annelerinin,

Tam da istediği gibi, yani torunlarının çocuklarını da görecek kadar, hem de sağlık içinde yaşayıp da aralarından ayrıldığını düşünüp, garip bir huzur duydular.

Sonra o yorgan altından çapkınca onlara bakan muzır ve seksi pembe dona bakıp her ikisi de içgüdüsel bir şekilde ahşap çekmeceye uzandılar.

Çekmeceyi, gıcırdatmamaya özen göstererek açtılar.

Rengarenk iç çamaşırlarının inanılmaz bir düzen içinde yerleştirilmiş olduğunu görüp hiç şaşırmadılar.

Çekmecenin sağ tarafında, özenle dizilmiş pembe donların yanına iliştirilmiş pembe zarfı, hiç teredddüt etmeden uzanıp düzeni bozmadan aldılar.

Zarfı, sanki kırılmaya çok müsait bir antika parçaymış gibi, özenle açtılar.

Pembe zarftan çıkan, uçuk pembe kağıdın katlarını yavaş yavaş açıp içlerinden sessizce okumaya başladılar:

“Mal mülkle ilgili bütün detaylar ve vasiyetim avukatımızda.

Birbirinizi para pul için kırmayacak olduğunuz şekilde, herşeyi eşit pay ettim.

Çok merak ettiğiniz “Nasıl hatırlanmak istersiniz?” sorusuna cevabımsa şudur:

Üzerimde pembe bir donla ölmek ve pembe donlu bir kadın olarak hatırlanmak isterim.

Teşekkür ederim.”.

Yazılarımdan haberdar olmak için mail adresinizi yazın:
 
2 Yorum

Bir Yorum Yaz

Yeni Yazı Yayında! Okumak için tıkla!

Zeytin Dalı

Tarih boyu “barışı” anlatmış Zeytin Dalı. Mitolojide, efsanelerde hep barışı temsil etmiş zeytin dalı. “Ölmez ağaç” adını almış gücünden, kudretinden, dayanıklılığından; insana olduğu sonsuz dermandan. Kesip atılmalara, kökünden sökülüp ölüme terklere dayanıp hala daha filizlenip meyve verebilme gücü bulmasından dolayı “ölmez ağaç” denmiş zeytin ağacına.

Binlerce yılı aşıp asırlara meydan okumasından geliyor gücü.

Dallarının budanma şekli için bile hassas bir dileği var insan denen -her şeye hükmederim ben diyici- aciz türden.