• YAZAR / KOŞAR / KONUŞMACI / ARI SEVER

  • 04/12/2016

Ölü çocuklar ve reklamlar

Ölü çocuklar ve reklamlar

1024 767 Yonca Tokbaş

Hayatımın şu son birkaç yılına damga vuran iki üç tane çok feci kırılma noktası var.

Bunlardan biri Soma Maden faciası.

İkincisi Bodrum’da sahile minicik bedeni vuran o canım çocuk.

Adını ben de biliyorum elbet o çocuğun.

Ağzıma alamıyorum adını utancımdan, üzüntümden; kaleme nasıl alayım hiç bilemiyorum.

Üçüncüsü ve son olsun dediğim ise şu Adana Aladağ’da yangında kaybettiğimiz çocuklar… -ki tam ona üzülürken Erdal Tosun’un acı haberi geldi…

Bunlar hani az öz bir örnek vermiş olmuş olmak için buraya yazdıklarım. Yoksa 3 tane değil korkarım 3000 tane kırılma, dağılma utanç ve üzüntüm var.

Tecavüze uğramış bebekler de var. (Yazarken öğürtü geliyor)

Mesela dün bir fark ettim ki, şu geçtiğimiz 2-3 hafta içinde tamamen insan hatası yüzünden öyle çok ölen var ki, artık ölümün anlamı kalmamış. Etrafımda herkes ölmek istiyor gibi.

Öylesine bir ruh hali.

Daha yeni bir maden faciası daha oldu mesela, her gün şehit var.

En çok ürettiğimiz şey bu; ölüm.

Ve en fenası ve bu yazıyı yazmama neden olan diğer öğürtümün nedeni de en çok sattığımız ve prim yaptığımız ve reklam aldığımız şeyin de ölüm olması.

Suratıma yediğim en ağır tokat, Bodrum’da o canım çocuk bedeni kıyıya vurunca yazdığım yazıyı sabah tıkladığımda karşıma çıkan araba reklamıydı.

Sonra bir dolandım bütün internet sitelerini. Sadece Türkiye değil, tüm Dünya basınını taradım.

Aman Allah’ım!

Her yerde o haber o fotoğraf ve tam öncesinde sağında solunda üstünde altında reklamlar!

Hemen o an ölmek istedim!

Ölen çocuk bedeni üzerinden reytingler, reklamlar…

En çok tüketilen o haber, en çok para getiren, reklam çekip alan DA o haber…

Daha da çok ölmek istedim.

Sonra aynı şeyi bütün ölüm haberlerinde fark eder oldum.

Magazin tamam.

Ekonomi haberi tamam.

Herhangi bir haber tamam ama…

Öldürülen çocuklar, tacize uğramış kadınlar, ölen madencilerin haberleri, şehit haberleri ve haklarında yazılanlara bakıp okuyayım dediğinde karşında yine önce REKLAMLAR!

Erdal Tosun feci bir trafik kazasında hayatını yitiriyor, habere ulaşmak için önce şahane bir beldede Turistik otel reklamı çıkıyor! Yeni haber geldiğinde tıkla bu sefer bir araba reklamı çıkmaz mı karşıma!

Bir keresinde bir internet sitesinde çocuk tacizi haberini tıkladığımda karşıma “ereksiyon için şu ürün” şekilli reklam çıktığında yazmayı bırakmak istedim, 2 hafta yazı yazamadım.

Bu düzenin parçası olmaktan, kendimden iğrendim anlıyor musunuz!

Yangında yavrularını kaybetmiş insanlar.

Acı var acı… ve öncesinde de mutlaka yine reklamlar!

Sabun reklamı, diş macunu reklamı, en fenası da bi emlak reklamıydı, bina o binaya benziyordu, ya da benim algım sadece öyle algılıyordu!

Koşarak kaçmak istiyorum şu an!

Yazmak da istemiyorum, olmak da.

Böyle bir yazı yazmak istemiyor bu Yonca!

Biz bu ülkede iyi bi şeye imza atmak, bi hayra vesile olmak istiyorsak önce kendimizden, basından başlayalım demek istiyorum.

Bari… çok bari…

Ölü çocukların bedenleri üzerine reklam almayalım!

Kendi kendimize bir çeki düzen verelim.

Veya ne bileyim her gün bari 1 tane de umut haberi yeşertmek, yüceltmek, öne çıkartıp manşet atmayı DA ciddi misyon edinelim.

En çok satan şey ölüm olmasın ne olur!

Umut ekip hayat biçelim…

Nereden başlayacağımızı bilmiyorsak, kendimizden başlayalım…

Gerçekten ne diyeceğimi bilmiyorum bugün bundan başka.

Yonca

“reklamsız”

 


Önerilerim:

1- Bazı gazetelerin veya haber sitelerinin internet sayfaları için yaptıkları şu; reklamsız okumak, ulaşmak istiyorsan ücret ödüyorsun. Reklamsız haline ulaşıyorsun. Dolayısıyla sana bir tercih sunuyor. Haklı olarak haberciliğin hakkını vermek için de bedelini ödüyorsun.

2- İnternet sitelerindeki haberlerin içine giren reklamları kimi zaman google adsense vesaire o haberin içinde geçen bir kelimeye göre konumlandırıyor. Mesela “cinsellik” varsa ona göre bir ürün reklamı… Bu durumda bir filtre yapılabilir; çocuk cinsellik taciz tecavüz kelimeleri varsa sana ereksiyona iyi gelen ürün reklamını oraya komaz. Ya da bu işin başında biri olur, bu reklam buna uymadığı için kaldır, yerine ne bileyim araba veya emlak reklamı koy der…

İNSAN İSTERSE, sağduyusuyla veya evrensel etik değerleri olduğundan, veya sırf vicdan sahibi olduğundan bu konuda bir çözüm üretebilir.

 

Yazılarımdan haberdar olmak için mail adresinizi yazın:
 

Bir Yorum Yaz

Yeni Yazı Yayında! Okumak için tıkla!

BABAM BENİMLE DANSEDERDİ 

Yıl 1990’mış. Babam ve ben. Serpil Halamın kızı Yeşim Abla’nın düğünüymüş.
Bana dans etmeyi öğretmişti. Vals, çarliston, swing ve rock’n’roll. Evde de yapardı böyle. Alakasız kaldırır zorla, dans edersin. Acayip sinir olurdum bazen. Boğazım parçalanacak şu an öyle düğümlendim yazıyorum. Kimseleri görecek halim yok!

10 Aralık 1994’de kaybettiğimizden beri -ki o tarihten 5 gün önce gördümdü en son- ilk defa Çarşamba sabaha karşı uçaktan indiğimde bu 15 saniyelik videoda gördüm babamı!

Yeşim Abla yollamış. Alanda kalakaldım bavullar dönerken. 100 kere izledim. Al başa izle ayaklarına bak, enerjisine bak, yüzüne, bıyığına bak. Beni çekişine bak. Zıplamasına bak. Bana gülümsemesine bak. Nasıl eğleniyor bak. Muzip hınzır gülümsemesine trilyarca bak! Bak bak bak! Bak kızım bak. “Ya baba dur yeter” demişimdir kesin de öyle bırakmıştır beni. Bir de zeybek oynadılardı yanlış hatırlamıyorsam.