• YAZAR / KOŞAR / KONUŞMACI / ARI SEVER

  • 11/09/2017

Likya Yolu Ultra Maratonu 6G için kapsamlı bilgi

Likya Yolu Ultra Maratonu 6G için kapsamlı bilgi

575 1024 Yonca Tokbaş

Likya Yolu Ultra Maratonu 6G için kapsamlı bilgi

Bu yazı, Likya Yolu Ultra Maratonu başta olmak üzere, trail -yani patika koşuları- için bir kılavuz. Likya Yolu Ultra Maratonu’na (LYUM) katılacaklar için deneyimlerimden yola çıkarak yazdığım kapsamlı bir malzeme ve yarış raporu.

Dikkat bu rapor Likya Yolu Ultra Maratonu 6G kategorisi için geçerlidir

Burada, “Selfsufficiency” -yani kendi kendine yeterlilik- kategorisi olan; tüm eşyanı, yediğini içtiğini, giydiğini, yattığını-kalktığını sırtında taşıyarak 6 günde 260km koştuğun “ultra maraton” kategorisi raporu ve bilgisi vermiyorum.

Likya Yolu Ultra Maratonu  6G, yani 6 gün boyunca günlük yaklaşık 4–7 saat arası, bazen de daha uzun sürebilen yürü/koş yaparak, ortalama 17–20km yaptığın ve sadece bunun 5.günde de iki ayrı bölüm halinde toplam 40–45km uzun yol aldığın yarış kategorisidir.

Kilometre sabit kalsın, doğada, patika koşularında, ultra maratonlarda zaman ve mesafe görecelidir. Kimi zaman 6 dakikada koşabileceğin 1km’yi, patikada, yokuşta veya inişte zemine ve hava koşuluna göre, bazen 1 saatte anca gidebilirsin. O yüzden bence mesafeden çok, ayakta kaldığın zamana bakmak önemli.

Bu yazıyı okurken, koşmak yerine hızlı yürümek fiilini de koyabilirsiniz. Kimi insan, “koşmak” eylemini duyunca ürktüğünden denemeye bile yeltenmiyor. Bize her zaman en çok engel olan önyargılarımız ve beynimiz. Hayatta böyle bir şeyi hiç denememiş; ama sanki konunun profesyoneli gibi hep negatif ahkam kesen etrafın cümleleriyle edindiğimiz ön yargılardır en büyük zindanımız.

Bir de “kazanma/kaybetme” kafasıdır en yıpratıcı ve durdurucu olan. Sabotaj kafası dediğim; “Yapamam bencilik.” en sorunlu ortak kültürümüz. Susturun o söylemleri. Hiçbir faydası yok. Seni senden alı koyan kafaları bırak. Sağlıklıysan, gel. Korkuların varsa da gel. Derdin varsa hele kesin gel. Uzun uzun doğa yürüyüşleri sevdan, düzenli spor alışkanlığın varsa gel.

Derdini tasanı dağlara taşlara denizlere ovalara bırakır, tertemiz dönersin evine.

Bu yazı her ne kadar Likya Yolu Ultra Maratonu odaklı olsa da,  yazdığım her şey, malzeme dahil, Garmin Runfire Salt Lake Ultra Trail için de geçerli. Aralarındaki tek fark arazi yapısı.

LYUM dağ ultra maratonu, Garmin RFSL çöl ultra maratonu olarak geçer. 

Bu yazı yine de, ister tek etap tek günlük olsun, ister çok etap çok günlük olsun, bir dolu patika yarışında işinize yarayacaktır. Gerek LYUM, gerek RFSL olsun, her ikisinin de kendine has zorlukları, kolaylıkları var.

Her ikisinde de yarış organizasyonu minimum işaretleme yapıyor, GPS ile rota takip etmeniz gerekiyor. Ancak Likya Yolu tarihi yol olarak zaten işaretli olduğundan, rota takibi açısından kimine nispeten daha kolay gelir. Ben iki rotada da rotadan şaşıp  toplamda 5–10km fazla koşmak zorunda kaldım. Bu da patika koşularının doğasında olan bir cilve.

Uzunetap Organizasyonu, seni takip cihazı ile takip eder. Nerede olduğunu bilir. Her akşam bir sonraki gün için teknik toplantı yapılır ve sana, yol-arazi koşulları anlatılır. Seni neler bekliyor anlatılır, nelere dikkat etmen gerektiği söylenir. Genelde tüm patika yarışlarında yarış öncesi teknik bilgi toplantısı olur. Kaçırmamak ve anlatılanları dikkatli dinlemek  gerekir.

Bütün teknik toplantıyı pür dikkat dinlesen de, rotada giderken, işaret kaçırmak, dalıp gitmek olası. Bu işin felaketi değil, eğlencesi. Nitekim, rotadan şaşanlar oldu ama kaybolup evine dönemeyen olmadı.

(Kayıt için: https://www.uzunetap.com/TR/?p=Basvuru&cat=2)

Her yarış hep yepyeni bir kişisel tecrübedir. Ben bu ikisine yarış olarak bakamıyorum. Hayatımda kendime armağan ettiğim, Hac gibi görüp gittiğim yer benim için. Kimisi için de başka yarışlara en şahane antrenman. Kimisi için de evet ciddi bir yarış. Ben ne dersem diyeyim, her katılımcı kendi hikayesini yazmalı, yaşamalı, paylaşmalı. Kendi bildiğini, hissettiğini okumalı.

Hareket bir özgürlükse, kararlar her daim özgür ve kişisel olmalı.

Benimkisi sadece Yonca şeysi.

Sen de yapabilirsin!

Likya Yolu Ultra Maratonu (LYUM) 6G hızlı ve tempolu yürüyerek, aralarda da koşarak, zorlanarak da olsa bitirebilecek olduğun sürelere, koşullara sahip. Bence tüm Uzunetap ekibi, ve yarış direktörü Prof. Dr. Taner Damcı, bu konuda müthiş önemli bir şey yapıyor bizler için. Doğaya uzaklaşan, becerilerini ve gücünü unutan, şehirde beton kesen bedenlerimizi, doğamıza yeniden uyum sağlamaya çağırıyor ve “bak hala her koşulda sen de yapabilirsin” diyerek bizleri yüreklendiriyor.

LYUM, Uzunetap ailesinin bize “cesaretimizi armağan” etme, kendimizi yeniden doğurma çabası ve emeğidir. Onlara ömür boyu teşekkürüm bu anlamda da baki. Bana beni silbaştan kazandırdılar.

Gönüllüsünden, teknik ekibine, mutfağından, çadır kurucusuna gönül bağım var. Sponsorlar, benim için özellikle bu yarışta ayrı önemli. Türkiye’nin iki doğal tarihi dokusuna sporcuya yer açmaktır, kucaklamaktır. Spor Turizmi’ne yapılan en önemli katkıdır diye düşünüyorum. Dünya’nın her yerinden kalkıp gelenlerinin yanında bizim insanımıza da “gel gör tanı yaşa” cesaretidir.

Zor bir coğrafyada, az destekle de olsa, ülkemde, Anadolu’nun her yerinde her türlü yarış organizasyonu yapan herkese selam olsun. Büyük zorluklara rağmen rotalar açıyorlar. Onlar organize etmese, nasıl koşacağız, nasıl göreceğiz buraları bilmiyorum. O yüzden de, elimden geleni ardına koymadan desteklemeye çalışıyorum.

Likya Yolu Ultra Maratonu Anıtı

En büyük hayalim; Likya Yolu Ultra Maratonu, Ultra kategorisini (yani 260km’lik olanı) bitiren tüm Ultracı arkadaşlarımın isimlerinin kalıcı olarak yontulduğu bir anıt oluşturulması. Yarış sonunda kendi adlarını o kocaman anıt kayaya kazımalarını hayal ediyorum. 

Öylesine zor bir dağ ultrasını bitirenlerin bambaşka bir anısı, hatırası olmalı. Dünya’nın Patika Koşu Zirvesi olarak geçen Ultra Trail du Mont Blanc için 5 puan kazandıran, çok büyük bir tecrübe.

Doğa ve çadırda hayat

Gelip ülkemizin en güzel doğasının, tarihinin, coğrafyasının olduğu Likya Yolu’nu görme-tanıma-yaşama şansına sahipsin bu ortamda.

Koşamıyor musun? O zaman gönüllü ol.

Gelip daha ilk gün bi nedenden devam edemeyeceğini düşündüğü için yarışı bırakan, ama yine de yola ekiple devam eden de gördüm. Yarışı bırakınca,  gitmek yerine kampta kalıp herkese destek veren, kampta kalmaktan vazgeçip evine dönen de gördüm (bugüne kadar sadece 2 kişi). 6 gün sonunda mutsuz, kocaman bir değişim, gelişim geçirmemiş hiç kimse görmedim.

Bugüne kadar şahit olduğum hep; mutluluk, umut, hayatta her şeyi yapabilirim hissi ile evlerine dönenler oldu. Kamp hayatı seni doğana ve doğala yakınlaştırır.

2. Gün  — Gavurağılı öncesi – Foto: Patika Ekibi 

Çadırda kalmak, seni şehirli ağır yüklerinden, etiketlerinden, boş sorumluluklarından kurtarır. Onlar olmadan da hayatının gayet yaşanabilir ve mutlu olduğunu, senin de her koşulda barınabildiğini sana kanıtlar, hatırlatır. Güven verir. Doğanın ve bedeninin kendini yenileme gücünü gördükçe, güçlenirsin patikalarda. Kendine, doğaya, hayata, tanımadığın insanlara ve ortamlara güven duyma konusunda güçlenir, yüreklenir, cesaretlenirsin.

Hele de ultra maratoncuların, kendine yeterlilik sınavında tüm zorluklarda bile asla şikayet etmeden kendi sınırlarını aşarken hala gülen yüzleri; ilham verici sözleri arasında zaman geçirmek, insanı iyileştirir.

Foto: Damla Sonat — Dalından zeytin yiyen keçiyi gözünle gördün mü hiç?

 

(RFSL ve LYUM için sosyal medyada, özellikle Instagram’da yaptığım paylaşımlar da  hayli çok)

Yaşamayı sevdiğim kadar yazmasını da en çok sevdiğim yazılarımdır bunlar. Hayatımın, ağzımın sularını akıtan bir dökümüdür. Hayatımın mirasını yazıyorum dediğim, birilerine ilham ve cesaret olmasını umduğum, en çok da çocuklarıma “annemiz kimdi”yi bilmeleri dileğimle yazdıklarımdır.

Bilgi, ilgi ve değerlendirmelerinize efendim.

Yonca

“Likyalı Keçi”

Likya Yolu Ultra Maratonu 2016 videosu

LYUM Discovery 6G zorunlu malzeme bilgileri

Herhangi bir yarışta, zorunlu malzeme denilen yeri sakın atlamayın, küçümsemeyin. Doktor raporundan başlayarak, sizden istenen ve beklenen aynaya kadar bilin ki var bir önemi. Alın. Getirin. Taşıyın. Onlar olmadan start alamazsınız. Ancak başınız sıkışıp ihtiyacınız olduğunda anlarsınız neden zorunlu malzeme zorunluydu ve o an artık çok geç olabilir. 

O yüzden, idare ederim veya kontrolde göstereyim sonra bırakır çıkarım gibi kendini ve organizasyonu kandırmalara girişmeyin. 10gram ağırlıktan cimrilik ettiğinizde sonucu çok daha ağır olabilecek bir risk alıyorsunuz. İlk kampa girişte çanta kontrolü olacak. Tek bir zorunlu malzeme eksiğin varsa tamamlamadan başlamana izin yok. Bulunduğumuz koşulda bakkal, market de yok. Yola çıkmadan, tüm zorunlu malzemeni topla, hazırla ve öyle gel.

• Sırt çantası ya da bel çantası (zorunlu malzemelerin sığabileceği herhangi bir ebat)

Raidlight Gilet Reponsiv 8L- sırt çantam

Patika yarışı için sırt çantası dendiğinde kastedilen hani okul/iş sırt çantası veya spor salonuna giderken kullandığımız bir sırt çantası değil. İnsan patika koşmaya daha önce gitmediyse, bu konuda danışacak çevresi de yoksa bu sırt çantasını çok büyük, gereksiz ağır veya ortama uygun olmayan bir çanta ile halledebileceğini düşünüyor.

Oysa sırtına taktığında vücuduna oturan, seni saran ve sanki o senin bir parçanmış gibi olan patika koşusuna/trekkinge uygun malzeme olması işini kolaylaştırır. Bu işe gönül verdiysen zaten bir tane illa edinirsin.

Kimisi sırt çantası yerine bele oturan çantayla geliyor. Eğer patika koşusunda o şekilde koşmaya alışkınsanız, olabilir. Ben sırt çantası tercih ediyorum. Bele oturanlarla hiç rahat edemiyorum. Bu çantaların su taşıma haznesinin olması rahat. Zorunlu denilen miktar kadar su çantası, veya flask denilen sulukları oluyor. 

1- Sırtına oturmayan, sürekli sallanan sürtünen çanta sırtının derisini yüzüyor.

2- Patikaların zor zemininde yürümeye zorlanıp koşmaya çalışırken bir de çantanın üzerindeki dengesizliği ile baş etmek moral bozduğu gibi dengeni de bozabilir. Ben çantayı sağlık, rahatlık ve güvenlik açısından önemli buluyorum.

Çantanın büyük olmasına gerek yok. Ama senin için rahat olması, malzemenin sığması, ve üzerine tam oturması önemli. Bu konuda uzmanlaşmış çeşit çeşit marka var. Salomon, Camelbak, Raidlight, Nathan, Oxitis. Koşu ve outdoor spor malzemesi satan mağazalar eminim size yardımcı olacaktır. Bu konuda internetten sipariş veren arkadaşım da çok.

Ben, Raidlight marka sırt çantası kullanıyorum.

Sırt çantam — su, gıda, yedek kıyafet, telefon, zorunlu malzeme sığıyor, çorap gibi sarıyor

Markayı ülkemize getiren ultra maratoncu arkadaşımız Emre Tok. Kendisine ve ekibine rahat danışılabildiğinden, en doğru çanta alım adresi benim için odur. https://kosuyorum.net/

Benim üst takımlarım hayli küçük, yani memem olmadığından, üstüme iyi oturan, saran, hafif; tüm ihtiyacımı sığdırabildiğim bir çantası Gilet Responsiv. Emre’nin tavsiyesi ile aldım. Çok memnunum. Hem tüm malzemem sığıyor, hem de koşarken çok rahatım. 

  • Uyku tulumu/Mat (6G için koşu esnasında sırtında taşıma zorunluluğu yoktur, organizasyon tarafından bir sonraki kampa taşınacaktır)

Şimdi herkesin uyku keyfi değişiyor. Ben çok ince bir uyku tulumu ve hatta küçücük ¾ boyutta hafif bir matla geliyorum. Uyku tulumunun ısı ayarı önemli. LYUM’da karda kışta yatmıyoruz. 10 dereceye kadar olanlar yeterli. Ben üşürüm derseniz içine kalın giyin derim. Soyunmak hep mümkün, ve kolay. Katılacak olduğun yarışın hava koşullarına bakarak uyku tulumu almak gerek. Mat, yani uyku tulumu altına koyduğun şey konusu ise başka bir tercih komedisi. Kimisi çift kişilik enfes şişme yatakla geliyor. Kimisi matsız. Ben matım olmasa da olur, çok rahat uyurum diyenlerdenim.

Evde kendi yatağımda uyuyamayan ben, orada sırtıma taş batsa, kafama diken yağsa yine de mışıl mışıl uyuyorum. Toprağa yakın olmayı, taşı toprağı hissetmeyi seviyorum. Hatta bu şekilde uyuduğumdan beri ergonomik yataklar yüzünden nasıl hastalandığımızı/sakatlandığımızı da anladığımı düşünüyorum. O süper nefis pahalı yataklara yattık mı sabaha kadar kıpırdamadan, gömülüp uyuyoruz ve sabah her yerimiz tutuk kalkıyoruz. Bence hareketsizlikten.

Oysa anne karnından beri aralıksız hareket eden bir bedene sahibiz. Eğer o bebek karnında 1 saat hareket etmese sorun var diye koştur koştur doktora gidilir. Yeni yataklar sayesinde, sabaha kadar hareketsiz kılıyoruz sanki. Sabah da hasta kalkıyoruz. O kampta taşa toprağa yakın uyuduğumda, sağa sola dönmek, taşların kimi zaman bi yerime denk gelmesiyle yerimi belirlemeye çalışmak, yani hareket ederek uyumakla sabah sıfır tutukluk ve zindelik hissiyle kalkıyorum. Açık hava, ağaçlar arasında, yıldızlar altında olmak da var tabi. İnsan bedeni 24 saatin en az 20sini, uyku dahil sanırım hareketli geçirmeye planlı bir mekanizma. Bunun için de sabaha kadar açık havada mis gibi orman kokusu almak, ve doğal uyku hareketine dönmek beni hem büyülüyor, hem de iyileştiriyor.

Ben, en ince ve en minik matla mutluyum. Bir de koca şişme yatağı her gün şişir söndür kıvır koy, ekstra yorucu ve gereksiz geliyor bana. Bu tabi benim kişisel tercihim ve bir de bünyemin minimal hayatla barış terbiyesi gibi.

  • Cep telefonu ve şarj aleti

Çevrenize haber salın. Sizi zırt pırt arayamayacaklar. Aramasınlar da zaten. Siz de buna hazırlayın kendinizi. Kimi yerde 3G çalışmayacak. İyi ki çalışmıyor inanın.

Şarjın, teknik ekibin sana, senin de onlara acil durumda ulaşabilmen için dayanmalı. “Alooo naber canım, nasıl gidiyo” şekilli arama, sen tam iki kaya arasında sekmeye dikkat ederken geldiğinde, sinirini bozar, ben sana diyeyim. İnsan sevdiğine küfretmek de istemiyor. “Kapa kapa kapa” dediğinde bi de istemeden yaptığın kabalığa üzülüyorsun. Karşındaki senin halini anlayamıyor. O yolu yaşayan bilir. Çalan her telefon, “acaba rotadan mı şaştım?” yürek hoplatmasına da neden oluyor. İnan bu ek heyecana ihtiyacın yok. Telefonu sessize alamazsın. Sakın alma. Teknik ekip olur da seni ararsa, duymalısın.

Hayatımızda 6 gün telefonu az kullanabilme özgürlüğümüz olsun. Doğada doğamıza dönme kafa tatilindeyiz bi şekilde! MOLA.

Beni en sinir eden şeyse ben bütün aileme çevreme haber vermişim; kimse ben aramadan aramıyor; bu sefer yok telefon şirketi sana yeni paket verecekmiş, yok bilmem ne bankası acaba kredi kartı alır mıymışım gibi saçma sapan nedenlerle aradı. Süper tepem attı. O telefon o hafta sadece acil durum için yanında olsun. Kafanı, sülaleni bence buna ayarla. Oh mis.

  • GPS

Ben kamp alanında yıllarca hep Garmin’den GPS kiraladım yıllarca. Kimisi kolundaki saate rota yüklüyor, kiminin kendi GPS aleti var. GPS olayını anlamam zaten 1 Likya, 1 Runfire ve muhtelif patika yarışı koştuktan sonra oldu. Ne zaman rotadan şaşarsın, o zaman GPS’i çözersin arkadaş. Bilmeyen, hiç kullanmamış biri için ilk başta kabus gibi. Yalnız kaldın mı anında öğreniyorsun, net. Bu konuda herkes herkese yardımcı. Gelirken hem kiralayacak olduğunuz GPS için pil getirmeli, hem de yedeklerini de yanınızda bulundurmalısınız. Yani en az 4 kalem pil gerek. (farklı belirtilmediyse.) Çantada sürekli zorunlu malzeme olarak yanınızda olmalı yedek pilleriniz. GPS yok, rota yok demek. Çok kritik ve önemli.

İlk Runfire koşarken, son gününde, nasıl olsa bitti bu iş dedim, 2 yedek pili çantamdan çıkarttım. Daha 3.km biterken gps pili bitti ve ağzımın payını aldım. Patikanın birinde, oturup birilerinin gelmesini bekledim yolumu bulabilmek için. Hiç kimse bana, benim aptallığımdan dolayı hayır olsun diye yoldaşlık etmek zorunda değil. O eşşeklik benimdi. Ama kimse beni orada bırakmadı. Şirin Mine Kılıç, ultra yapıyordu, tuttu elimden, kalk bizimle koşuyorsun dedi… Finişe kadar beraber geldikti. Yedek pillerin tam olsun yani. 2sini GPS için tak, 2 yedek sırtında her daim taşı. 

Rotayı şaşırmak acemilere mahsus değil. En tecrübeli koşan da rotayı şaşabiliyor, hızdan işaret kaçırabiliyor. Bi hıyar ben miyim diye düşündüğüm çok oldu, ama baktım sonra bazen hepimiz hıyarız :).

Saatim Garmin Fenix5

Bende Garmin Fenix5 var. Saatimden, bana verdiği her türlü rahatlık ve bilgiden son derece memnunum. Arazide soğuk hava koşullarında navigasyon özelliğinde 15saat dayandı. Ayarlarını değiştirsem, 20 saate kadar pilinin dayanacağı belirtiliyor. Rotayı saate yüklemek hayli rahatlatıcı. Rotayı organizasyon ekibi yüklüyor kampta. 

  •  Ayna/Reflektör

Ayna evet. Ne alaka demeyin. Hiçbir zorunlu malzemeyi küçümsemeyin, sorgulamayın. Hepsinin var bir gereklilik nedeni. Hem ben çadırda veya parkurda mola verip o aynayla rujumu da tazeliyorum.

Reflektör de can güvenliğiniz demek. Karanlıkta sizin parkurda olduğunuzu, yolda olduğunuzu belli eden en önemli şey. Artık çantalarda reflektör var. Onlar da sayılabiliyor.

Yarış öncesi çanta kontrol sırasında başka birinden ödünç alıp sonra geri verip hileyle yola çıkmaya hazırlanan bir iki kişi görüp uyardım. Buna kendini kandırmak, canını riske atmak denir. Dahası size güvenen organizasyona da büyük ayıp. Yapmayın.

Bu ülkede spora türlü çeşit hile karıştıran yeterince ikiyüzlü var. Bunu yenmeye bile çalışmadığımız bir ortam olmalı patika koşusu. Bunların kişisel erdemle, disiplinle, saygıyla alakası var. Dahası koşu sporunun, şike karıştırılmayan etik bir ortam olarak kalmasını diliyorum. Bunda hepimizin sorumluluğu büyük.

  • Kafa lambası ve yedek pilleri

Kafa lambası şart. Sadece gece koşusu için düşünmeyin. Akşamları çadırda biri erken mi uyudu, e nasıl göreceksin sağını solunu. Nasıl gezineceksin gece karanlığında sağda solda. Nasıl gideceksin gece tuvalete?

Yıllar geçti, nihayet kendime yeni bir kafa lambası alabildim. Petzl 350 Lumens, Arctic Core. Bu aşağıda gördüğünüz emektar, emekli oldu, kocam kullanacak.

Yeni kafa lambam

Kafa lamban için de yedek pillerini al. Kaç tane alıyorsa kafa lamban o kadar daha yedekle mutlaka. Yedek pillerin iyi bir marka olsun. Bir keresinde taktığım piller ilk gece bitince, anam anam anam dedimse de, olan olmuştu. Dolunay sağ olsun!

  • Düdük

Çantan eğer koşuya uygunsa kesin üzerinde, bağcıklarının orada monte edilmiş düdük vardır. Ben bunu yıllar sonra öğrendiğimde cehaletime çok gülmüştüm. Yani çantayı alırken sor, varsa üzerinde boşuna bir de fazladan düdük alma. Acil durumda o düdükle hem kendini hem başka arkadaşını uyarma şansın oluyor.

  • Çakmak

Minik bi tane alıyorum her seferinde. Hiç kullanmama gerek olmadı. Ama zorunlu ve hepyanımda.

  • Su kabı (en az 1 litre deniyorsa en az 1 litre olmalı en az 3litre deniyorsa 3!)

Sırt çantanın içine taktığın su haznen Likya Yolu Ultra Maratonu kurallarına göre en az 1lt olmalı.

Sırt çantamın içindeki su haznesi – 1,5ltlik

Bunlar da ön ceplere yerleştirilebiien suluklar. Her biri 500ml 2 tane sağa sola takabiliyorsun

Kontrol noktalarında ve su noktası olarak belirtilen yerde su veriliyor. Ancak aralarda o noktaya varana kadar yol hali ne kadar suya ihtiyacın olacak, ne kadar su tüketeceksin işte o henüz yaşamadan bilemediğin bir durum. Başkasının ne dediğine bakma, beden senin, efor senin. O belki 740ml tüketecek sen 1litre. O belki az terliyor, sen deli gibi. Veya o hızlı gidiyor sen yavaş. Kimi zaman 2 km, 1 saatte geçmiyor. Saatler ve kilometreler uzuyor.  Sıcak iyice basıyor. Suyun olmazsa paniklersin, asabın ayrı, sağlığın ayrı bozulur. Su bu su. Su önemli. Suyunu iç, çişin gelince de bekletme yap. Klima veya havuz gibi düşün kendini, devir daim olmalı. Tutma o çişi arkadaş. Veya baktın saatlerdir işemedin, bak o da iyi değil, dehidrasyon var belki.

  • Pusula

Koşu saatlerinin çoğunda var. Yoksa kiraladığın GPS de var. Aldığın GPS varsa onda olup olmadığını öğren. Cep telefonlarının da pusula özelliği var artık tabi. Yine de kimi yarışta ayrıca olması şarttır, kontrol et.

  • Baton

İlk deneyim için bence şart. Tecrübeliysen kullanmayabilirsin. Tecrübeli patika koşucusuysan zaten tamamen sana kalmış almak da almamak da. Youtube’da batonların nasıl doğru kullanıldığına dair videolar var, izleyin derim. Tecrübeli değilsen yanına baton kesin al. Zararı olmaz, faydası olur. Destek verir, gücü bedene eşit dağıtır. 

Doğru baton kullanımı için faydalı bir video: https://youtu.be/WUoupdz8nLA

Bu fotodaki her şey, her daim sırtımda. Acil durum battaniyesi, bandaj, çakmak, yedek pil, böcek sokması için alet, çakı, bandaj

Yanımda zorunlu malzeme dışında günlük ne olmalı?

Zorunlu malzemeler -yani yukarıdakiler- her gün koşarken sırtımızda taşıyacağımız malzemelerdi. Uyku tulumu ve mat hariç tabi. Uyku tulumu, mat ve yanımızda getirmek, bulundurmak istediğimiz bir diğer bavulumuzu her sabah organizasyona toplayıp vereceğiz, bir sonraki noktada bize geri verecekler.

Bavulumda ne var?

Hafif, hatta çok hafif bi bavulla gelinmesini tavsiye ederim. Otele değil kampa gidiyoruz dostum. Bunun taşıması kaldırıp kondurması açması kapaması hep çadır içi, arazi üstü.

mavi çanta benim turuncu Damla’nın

Kalacak olduğun çadır 5–6 kişilik. Herkesin kendi küçük köşesi oluyor. Organizasyon kim hangi çadırda kalacak belirler, çadıra ilk gelen yerini alır. Ancak o çadırda kimi zaman sıcakta, bir de yorgun argın gelmişken bir koca bavulla baş etmek çok sinir oluyor. Ne kadar az malzemen var, işin o kadar kolay ve daha az yorucu. Ayrıca çadırdaki diğer arkadaşlara da yer kalmalı.

Ben ilk katıldığım günden bugüne yanımda taşıdığım bavula dair çok geliştim.

2012’de LYUM’a ilk gittiğimde yanımda akla zarar bir bavul ve über alakasız malzeme vardı. Yani yanımda ne kafasıydı bilmem çeşit iç çamaşırından tut, şortlar, cici elbiseler, allah allah! Sanırsın defile yapacaz. Neyse, geçtik o faslı.

Her sabah ve akşam onları aç kapa yaptığım spordan çok daha fazla yordu beni. Herkesin sporcu donu yanında, benim pembe benekli donlarım. Bir de onların çadır üstünde yıkanıp kuruması sahnesi var ki, evlere şenlik. Neyse ki ne dalga geçen oldu, ne de bunu yüzüme vuran. Trajikomik anı olarak kaldı.

En başarılı bavulum, en son 2015’de 6,4 kiloluk malzeme ile gittiğimdi.

Ek malzemem

4 külot (2 spor için, 2 keyfi) yıka kurut kullan şeklinde fazla fazla yetiyor. Bir dahakine 2 taneyle gideceğim net. 1 koşu, 1 keyfi. Yıka giy çık. Yıka giy çık. Yeter.

2 koşu tişörtü, 1 keyfi tişört 

Koşu şortu, 1 tayt (biri gece, biri koşarken her şey yıka as kuru giy zaten yetti)

1 keyfi şort (benim keyfim)

Uzun taytımla uyuyorum. Kapşonlu bi şey giyerek uyuduğum da oldu. İlk gece kampında serin gelmişti.

Hafif malzemeden havlu. Seatosummit diye bir markanın kolay kuruyan, yer tutmayan, çok hafif havluları var. Kendime en uygun 2 boyundan aldım. Bazen ikisini, bazen tekini alabiliyorum yanıma.

Bu benim havlum olur

Yoksa tek bir peştemal de olur. O da kolay ve hızlı kuruyor. Hem de hafif. Normal havlu ceza gibi. Hem ağır, hem kurumuyor, hem çok yer tutuyor.

1 mayo/bikini (deniz, göl illa bi yüzüyosun veya ıslanıyosun, güneşlenen de olur)

Ben Luna Sandals ile koştuğum ve yaşadığım için, şipidik terlik götürmedim, kullanmadım.

Kamp koşullarında şipidik terlik işe yarayan bir ihtiyaç. Hem koşu sonrası, hem de banyo muhabbetinde.

Tuvalet/Banyo konusu

Keçilerin gelemediği yere organizasyon bin bir emek zorlukla, su taşıyarak konteynırda banyo tuvalet kuruyor. Sıcak suyla duş almak, o ortamda bana sorarsanız 7 yıldıza bedel bir olanak. 24 saat o konteynır başında duran emektar bir görevli var, sırf su ısınmadığında veya pompalamadığında imdada yetişmek için. Bize bu imkanı tanıyan organizasyonun da, çalışanların da hakları gerçekten ödenmez.

Erkekler tuvaletinde durum nedir bilmem ama, kadınlar tuvaleti beni çok üzüyor. Katılımcılar arasında banyo yaptıktan sonra kendi kirini temizlemeden bırakıp giden arkadaşlarımız var. Tecrübesizlik veya yorgunluk gibi bahaneleri kabul etmiyorum. Herkes en az herkes kadar yorgun ve kimse ultracı kadar yorgun değil, dahası eminim kimse evini bu şekilde bırakmıyor. Bırakıyor ve arkasından birinin bu felaketi “para verdim nasıl olsa” kafasıyla temizlemesini bekliyorsa, vay halimize!

Tuvalet banyo konuda özensiz, dikkatsiz davranan arkadaşlarıma kızıyorum.

Saçınızı, kılınızı, kirinizi toplayıp çöpe atarak hem arkadan gelen arkadaşa, hem de oraları 7/24 temizleyenlere saygılı olabilirsiniz.

Genel kamp halleri

Çadırlara yarıştan gelinen ayakkabı, terlik ile girmek yok. Arazinin dikenli yapısı çadır zeminine girdi mi, uyurken beni hatırlarsın. Şipidik terlik bu anlamda da önemli. 

Kozmetik malzeme getiren arkadaşlarım var evet, ben de zamanında taşıdım. Ama artık sadece Badem Sütü alıyorum yanıma. Evet o beyaz plastik anam babam zamanından kalan ucuz ve nefis Badem Sütü. Hem nemlendiriyor, hem kokusunu çok seviyorum. 

Kırımızı Rujum ve Simlerim hep yanımda 

Budur olayım – Badem Sütü

Bir küçük çantam var; içine doğal sabunum ve saç fırçası koyuyorum. Bunların hepsinin boyutu minnacık. 7 gün hiç şampuan kullanmadığım oldu. Zaten şampuan kullanmıyorum. Doğada kimyasal kir yok. Doğaya kimyasal atık bırakmaya da gerek yok. İnsanın cildi de saçı başı da mis gibi oluyor. Kimse beni tersine ikna edemez.

Tırnak makası, minik törpü bulunduran bir minik çakım var yanımda ve azıcık pamuk. Diş macunu ve diş fırçası uçaklarda verilen hafif minik olanlar yetip artıyor. Ultracı arkadaşlarım diş fırçalarının sapını keserler daha hafif olsun diye. Regl olma durum için de tampon alıyorum yanıma. Ne olur ne olmaz. Küçük boy çöp torbaları da alıyorum yanıma. Kendi çöpümü toplamak, doğaya değil çöpe bırakmak için.

Duşa girerken üzerimden çıkarıp yıkadıklarımı ayrı bir naylon torbaya koyuyorum. Bez torbada ise giyeceğim kuru malzeme oluyor. Çoğu zaman, koşudan geldiğim gibi kılığımla yıkanıp çıktım, üzerimde kururken de serinledim. Kendi kendime klima serinliği katıyorum.

Yanımda 3 mandal, 2 metre ip de var. Çadırın iplerine gerip ıslak malzemeyi asıp kurutmak için. Bunları Ultra Kadın arkadaşım Elena Polyakova’dan öğrenmiştim.

Her sabah eşyaları toplarken çamaşır ipinizi de söküp toplamayı unutmayın tabi. İnsan unutuyor. Çadırlarımız yörük çadırı olduğundan, keçi kılından yani, malzemelerimi bir kere üzerine atıp kurutunca bütün gün hayvanlar gibi, keçi gibi kokmuştum:) Bütün bir gün koşarken, “her yeri mi keçi pisler bu kadar kokar” dedimdi, kokan benmişim, iyi ders oldu.

Koşuya uygun hafif rüzgarlık, yağmurluk da her zaman bulunması fena olmayacak malzeme. Benim o da Raidlight’tan. Efsane bir şey. Şapkan ve buff’ın unutmaman gereken diğer iki malzeme. Gerçi organizasyondan buff satın alınabilir. Bu arada yemenilerim vardır benim. Hani ucu iğne oyası olan. Onlar çok güzel tülbent malzeme. Çok da hafif. Islatıp başına sardın mı en iyi klimadan iyi soğutur. Müthiş işime yaradı hep. Sineksavar da oldu. Kamp alanında onları kullandım. Yer de tutmaz, ağırlık da yapmaz, hızlı da kurur.

Yarış sonu kutlama ve ödül töreni için yanımda hep bi tane cici elbise ve ayakkabı bulundurdum. Canım istedi giydim, istemedi giymedim. Ama yanımda olması fikri hoşuma gitti.

Letton Antik Kenti 2. gün finişi

Kale Köy

Çıralı Kampı

Çıralı’da haşat Yonca

Yiyecek takviyesi

Bavulumda, 6 gün için özel buzdolabı poşetlerine ayırdığım çerez karışımı oluyor. Tuzlu fıstığı bol olan az Her torbada bir de hurma var. Koşularda genelde tuz kaybı hep göz ardı ediliyor oysa en önemli ihtiyaçlarımızdan biri tuz.

Likya Yolu - 5. gün rotası

Aaaaah Gelidonya Feneri Aaaaaah 100 yaşıma kadar göreyim seni!

Gün içinde atıştırmalık bir şeyler istersen, bavulda ve sıcakta bozulmayacak akıp kokmayacak bir şeyler getirebilirsin elbet. Organizasyon yemekleri nefis ve çok doyurucu. Yemekler ŞA HA NE! Hiç endişen olmasın öle bayıla yiyeceksin. Gani gani doyacaksın.

Sabah yola çıkarken döndüğün zaman akşam yemeğine kadar aç kalma diye sandviç, meyve suyu, meyve de yolluk veriliyor yanına. Ama ben hem et/tavuk/şarküteri yemeyen, hem de çerezine hurmasına düşkün bir tip olarak yanıma mutlaka kendime göre bir atıştırmalık alıyorum. Çekirdek de alıyorum. Geceleri sohbetle çitlemek çok keyifli. Çiğdem çitliyoruz yani 🙂

Yanımda lavanta yağı da getiriyorum. Hem çadıra damlatınca kokusu güzel oluyor, hem de sinek-sivrisinek savıyor. Sineklere karşı hassasiyetiniz varsa tavsiye ederim. Üzerinize ve ortama kimyasal katmak yerine lavanta yağı, spreyi ile aynı işi görebilirsiniz.

Börtü böcek 

Daha bunca zamandır böcek ve arı sokması yüzünden hastanelik olmak gibi bir durum yaşayan kimseye rastlamadım. Herhangi bir anormal ürkütücü, cana kasteden hayvanla da karşılaşmadım. Çadırlarda da başımıza bir şey gelmedi. Hep bunu soruyor herkes. Fare, yılan hiç rastlamadım. Evet böcekler, sinekler, örümcekler var. Akrep de var. Ama ben sadece ölüsünü gördüm. Kaldığımız Yörük çadırları doğal olduğundan aslında börtü böceği savıyor. Olası bir aksilikte sağlık ekipleri zaten müdahale edebiliyor. Bu konuda endişe etmeyin gerçekten.

Arılar 

Arı özellikle Likya Yolu Ultra maratonu parkurunda olan vızıltıları ile bize gün doğumunu, hayatın devam edişini, sağlığı haber veren sayısı hepimizden fazla ve buna rağmen yine de derdi bizimle olmayan yol arkadaşlarımız. Arıların sağlığı hakkında hayli endişeli, ve onları kurtarmak için Toplum Gönüllüleri Vakfı ile Anadolu Arıları projesini kurmuş, başlatmış bir insan olarak sizlere bu konuda bilgi vermek isterim. Arılar insanları sokmak için yaşamıyorlar, önce bunu bir bilelim.

Bal Arısı kovanları olan bölgelerden geçerken bir de şunu bilin isterim; balarısı sokarsa ölüyor. İntihar demek bu onun için. Diğer tip arılar için bu geçerli değil. Bal arısı olmayan arılar, robokop tipli onlar, 5 kere sokabilecek kadar güçlü ve içinde bulundukları ortamda insanların yıkıcılığı yüzünden agresif olabiliyorlar. Ancak bal arısı da kendini tehlikede hissettiğinde, aç ve susuzsa, veya sizden aldığı panik sinyali varsa, intihar eder. Her iki durumda da, bugüne kadar bu yolları aşan arkadaşlarımız arasında arı sokma vakası sanırım 1/100.

Eğer ciddi boyutta arı korkunuz varsa, veya alerjiniz varsa, yanınızda bir minik tütsü bulundurun derim. O bölgeden geçeceğiniz size zaten öncesinde yapılan brifingde söyleniyor. İcabında o tütsüyü çıkarıp çakmakla tutuşturup dumanı ile o bölgeden geçerseniz yanınıza gelmezler. Duman sevmez arı. Dikkatini dağıtır ve sersemletir.

Diyelim ki yine de arı soktu, acil durum için sağlık ekipleri hep hazır. Hemen onları arıyorsunuz ve anında müdahale ediyorlar. Endişe etmenize gerek yok.

Bu arada sağlık ekipleri gelene kadar sizin de yapabileceğiniz önemli basit ilk yardım olayı şudur: tırnağınızla hemen iğneyi şöyle hafifçe kaldırıp atın. Sakın iğneyi çıkartmak için ucundan tutup sıkıp çekmeyin, cımbız kullanmayın. Bunu yapmaya kalkana da engel olun. Sokulan yerin üzerine bastırmayın, sıkmayın.

İğnenin dışarıda kalan kısmı aslında en çok can yakan zehirin saklı olduğu minik kesecik. Siz onu sıkarak çekip çıkarırsanız, tüm o acı veren sıvı deri altına işliyor ve bedene yayılıyor. Esas tantana o zaman başlıyor. 1 saat canınız yanacakken tüm zehir içeri zerk edildiği için 3 gün can yakıyor. Tırnak kısaysa kimlik kartı da aynı işi görür. Kartınızla, tırnağınızla iğneyi ucundan sıyırın. Asla tutup çekmek yok. Sokma sonrası en çok rahatlatan yine lavanta yağı veya aloe veradır aklınızda olsun.

Ben uzun zamandır şu fotoda gördüğünüz o siyah şey var ya, onu taşıyorum.https://www.lifesystems.co.uk/web sitesinde görebileceğiniz “bite relief clicker”https://www.lifesystems.co.uk/product/insect-repellents/bite-relief-clicker Sokmanın verdiği acıyı, kaşıntıyı kimyasalsız hallediyor.

Bu arada fazla sayıda arının gelmesi söz konusu ise, derhal bulunduğunuz yere işemenizi tavsiye edeceğim. Arıların sizden aldığı tehditle, panikle salgıladığınız kokuyu sidik kokusu bastıracaktır.

Beslenme

Sabah kahvaltısında özellikle sıcak olan ortamlarda Bakiye Duran (Bakiye Ablam demeyi seviyorum ben ona) tereyağ yememizi söylemişti. Haklı. Dehidrasyona birebir. Ben şöyle hayal ettim; o tereyağ midemi sarıyor dışarı su/tuz çıkartmıyor. Koruyor. B vitamini de cabası.

Çok pardon 4. gün kamp alanına yakın bir yerde durum buydu

Likya Yolu Ultra Maratonu veya herhangi bir patika koşusuna giderken hem spor hocalarım, hem de Dr. Nurhayat Gül, ve tüm tecrübeli insanların söylediği şey şu oldu; “onu yemem bunu yemem yapma. Huzurla ye. İhtiyacın olacak.” Bakiye Abla başka bir şey daha der ki ona Dr. Nurhayat Gül de aynısını söyler; insan bedeni sandığımızdan çok daha azla yetinecek güçte. Müsrifçe tüketiyoruz. İhtiyacımızdan fazlasını yiyoruz. Yemek ayırmak değil, ziyan etmemek önemli.

Çevre Bilinci

Yanımızda kendi kamp tipi su bardağımızı getirirsek, anlamsızca plastik şişe, bardak tüketimini engellemiş, azaltmış oluruz.

Hala daha bazı katılımcılar şişede su bırakmanın ne büyük zarar olduğunu da fark etmemiş durumda. Suyu açtıysan iç bitir dostum. Ya da doğaya dök. İçinde kalmış suyla beraber çöpe atıyorsun. Çöpe attığın SU. Ben içemediğim suyu mutlaka bitki dibine dökerim. Ziyan etmem, çöp hiç etmem.

Parkurda kimi zaman çöp atan da oluyor. Ceza süresi almaya, hatta diskalifiye olmaya kadar giden bir davranıştır.

Yanınızda çevre dostu malzeme getirebilir, çevreye en az atığı bırakmak için de çabalayabilirsiniz.

Su şişelerini de, suyunuzu tamamen bitirdikten sonra, lütfen basıp ezip küçülterek atınız. Ne kadar az çöp, o kadar sağlık!

Ayakkabı

Arkadaşlar, bu konu da çok kişiye özel. Yüz bin soru soran var bana. Ah yazık senin ayakkabın yok mu da terlikle koşuyorsun diyen de çok.

Ben ilk patika koşularımı ASICS’in araziye uygun ayakkabılarıyla koştum. 2012 LYUM’da, Born To Run yani “Koşmak için”kitabında adı geçen Barefoot Ted ile tanıştım, beraber koştum. Luna Sandals’ın yaratıcısı odur. Doğacı, doğal, minimalist.

Lunatikler Likya Yolu Start Öncesi – Feyza Ramazanoğlu ve ben

2013’den beri de işte bu LUNA Sandals denen, koşuya yürümeye her türlü zemin ve hava koşulunda uygun malzemeden yapılan bir cins minimal sandaletle koşuyorum. BEN çok rahatım.

Luna Sandaletlere geçiş için 1 sene çalıştım. Sıfırdan başladım koşmaya. Önce 1-2km ile yani. Ayakkabıdan bir gece de çıkıp sandaletlere geçmedim. 40yıldır ayaklarımız ayakkabıya hapsedilmiş, sıfırdan hayata döndürmek, güçlendirmek, uyandırmak gerekiyor kasları, kalfları.

Luna sandaletlerle tek etapta 87km, 17 saat boyunca koşarak gittim. Tek bir sorun yaşamadım. Manikürüm bozuldu pedikürüm bozulmadı. Runfire Cappadocia, Garmin Runfire Salt Lake Ultra Trail ve Likya Yolu Ultra Maratonu’nda hep onlarla koştum. İznik Ultra 80km’yi de onlarla bitirdim. Cappadocia Ultra Trail 110k da da onlar vardı ayağımda, 2016 Likya Yolu Ultra Maratonu 256km bitirdiğimde de, UTMB OCC 57km parkurunda da. Her koştuğum maratonda ayağımda onlar var. En zor 2016 Likya Ultra’da 256km sonucu 2 tane su toplaması vardı ayaklarımda o kadar.

Yine de, siz neyle rahatsanız iyi olan odur. Ayağınız rahat olsun. Kafanız rahat olur. Ayaklarınızda su toplaması, kimi insanda tırnaklarda sıkıntı illa olacaktır ayakkabı giyildiği sürece. E olsun o kadar. Ayaklar büyük emek veriyor.

Ortam

Bugüne kadar yaşadığım en iyi, en sevdiğim ortamdır.

Yarış direktörü Prof. Dr. Taner Damcı — ki kendisi bir ultra maratoncu olarak hem çöl, hem dağ ultraları koşmuştur- der ki: “bir kere buraya gelen artık asla eskisi gibi olmaz.” Doğrudur.

LYUM’a 2012 de gittiğimden beri hayatım değişti. Olağanüstü arkadaşlıklar edindim.

Doğamı, kendimi, gücümü hatırladım. Kendime geldim kendime. Kulağımı sağa sola daha kolay kapatabilir oldum. Kalbimin sesini duyar oldum. Güçlendim.

Likya Yolu Start – ileri marş marş

Ölene kadar hayatım boyunca gitmeyi planladığım yer Likya Yolu Ultra Maratonu. 100 yaşımda koşamazsam, yürüyemezsem de, gönüllü gider birilerine su tutar, destek olurum diyorum.

Tarihi Likya Yolu

Arkadaşlar gerek Kapadokya, gerek Likya Yolu, Dünya’da tek, Dünya Mirası. Eşi benzeri yok yok yok. Müthiş güçlü bir toprak ve tarih yatıyor oralarda.

Kapadokya tüm dinleri barındırmış. İnsanlar hayatta kalmak için –bakın hayatta kalmak için dedim- yeraltında hayatlar kurmuş yaşamaya devam etmiş.

Likya Yolu deseniz, anlatılacak gibi değil. Bir kaya mezarı, bir Lahit yanından, bir antik şehir içinden geçiyorsun. Antik kentlerden geçerken, büyüleniyorsun. Kalkıp kendi başına gideyim desen bu kadar rota çıkart, yolu bul, malzeme sağla, kalacak yer organizasyonu filan… bakın yazması bile zor.

Gelidonya Feneri, tarihi, hikayesi ve ona varan patikası ile olağanüstü hikayesi olan yer. Okuyun, öğrenin öyle gelin. Gelidonya Feneri’ne Korsan Koyu’ndan çıkan rotayı, mümkün olduğunca sessiz kalarak, doğayı denizi, ağaçları dinleyerek, adaçaylarını koklayarak geçin. Denizden kulağınıza bakalım korsanlar ne fısıldayacak, duyun, dinleyin. Adaçayı toplayıp saçınıza iliştirin.

Kampa gelmeden yanınıza buraları anlatan kitaplar alın belki. Okuyun. İçinde yaşarken okumak, öğrenmek, görmek, dokunmak büyük ayrıcalık.

Ne zaman birileri bana “Ben Kapadokya’yı gördüm, Likya Yolu’na gidip yürüdüm” der, ister istemez gülümserim, “Sen gördün, ben YAŞADIM” derim.

Tuz Gölü’nün kenarına gitmek ayrıdır, üzerinde koşmak ayrıdır.

Likya Yolu’na şöyle bir gitmekle, içinde günlerce koşarak gitmek ayrıdır.

Videolar, yazılar, bloglar, sosyal medya paylaşımları dolu. Tüm soru işaretlerini, endişeleri, önyargıları bırakacak kadar bilgi var aslında.

Siz, kendinizi alın gelin.

Birileri sizin elinizden tutacaktır mutlaka.

Zaten siz kendinize yetersiniz, unutmayın asla.

Yonca

“Likyalı”

Dip not-lar

1. Bu yazı aklıma her yeni bir şey geldiğinde güncellenecektir. Bu yazı bitmez bitmesin! Hayatımca yazayım!

2. Yonca Likya, Runfire diye google kişisine aratırsanız bir dolu şey çıkacaktır.

3. Instagram’da da var bi dolu paylaşımım: @4yaprakliyonca

4. Youtube’deki kanalımda çekmiş olduğum eski yeni videolar da var. İzleyin, hem öğretici hem de çok komik, hatta trajikomik. Eğlenirsiniz.

5- Fotoğraflar, profesyonel videolar için (2015 öncesi) Patika Yapım ve 2015 sonrası Goshots.net ekibine teşekkür ederim.

Bütün linkler:

Likya Yolu Ultra Maratonu için:http://www.likyayoluultramaratonu.com/TR/

Garmin Runfire Salt Lake Ultra Trail için: https://www.uzunetap.com/TR/?p=Runfire-Salt-Lake-Ultra-Trail

Uzunetap Organizasyonları: https://www.uzunetap.com/TR/

Yazılarımdan haberdar olmak için mail adresinizi yazın:
 
2 Yorum
  • İ. Metin KOÇKAR 27/05/2016 at 22:42

    Harikasınız Yonca Hanım,
    Bu yazıyı daha önce niçin okumadım diye kızıyorum kendime… Yaşamımın 40 yıla yakın süresinde mesleki gerekler ve sportif faaliyetler nedeni ile arazi koşullarında bulundum, yaşadım ve keyif aldım. Ama; doğa ile sporu birleştiren, nefsini tanıma ve kontrol etmeyi öğreten, insan iradesini geliştiren bu güzel etkinlikleri şiir gibi o kadar güzel anlatmışsınız ki!.. Yazınızı tüm aileme, yakınlarıma, öğrencilerime, tanıdığım herkese dağıtıyorum şimdi…
    Elinize, dilinize, kaleminize, yüreğinize sağlık.
    Selam ve sevgiler..
    Metin KOÇKAR

    • Yonca Tokbaş 01/06/2016 at 10:56

      Metin Bey nasıl ama nasıl sevindim şu yoruma!
      Birincisi burası benim kendi web sitem ve ilk yorum sizden!… Havalara uçtum. Hem de en sevdiğim yazıma, en önemsediğim mirasıma ve de bu kadar güzel bi yorum, gerçekten çok teşekkür ederim. Bana her sorana, her fani dilerim bir gün buraları benim yaşadığım gibi yaşayabilsin diyorum… Dilerim siz de yaşayın… Değeri sonsuz bir değişim etkisinde insanda… Çok teşekkürler anlayış ve takdirinize…
      Sevgiler…

Bir Yorum Yaz

Yeni Yazı Yayında! Okumak için tıkla!

BABAM BENİMLE DANSEDERDİ 

Yıl 1990’mış. Babam ve ben. Serpil Halamın kızı Yeşim Abla’nın düğünüymüş.
Bana dans etmeyi öğretmişti. Vals, çarliston, swing ve rock’n’roll. Evde de yapardı böyle. Alakasız kaldırır zorla, dans edersin. Acayip sinir olurdum bazen. Boğazım parçalanacak şu an öyle düğümlendim yazıyorum. Kimseleri görecek halim yok!

10 Aralık 1994’de kaybettiğimizden beri -ki o tarihten 5 gün önce gördümdü en son- ilk defa Çarşamba sabaha karşı uçaktan indiğimde bu 15 saniyelik videoda gördüm babamı!

Yeşim Abla yollamış. Alanda kalakaldım bavullar dönerken. 100 kere izledim. Al başa izle ayaklarına bak, enerjisine bak, yüzüne, bıyığına bak. Beni çekişine bak. Zıplamasına bak. Bana gülümsemesine bak. Nasıl eğleniyor bak. Muzip hınzır gülümsemesine trilyarca bak! Bak bak bak! Bak kızım bak. “Ya baba dur yeter” demişimdir kesin de öyle bırakmıştır beni. Bir de zeybek oynadılardı yanlış hatırlamıyorsam.