• YAZAR / KOŞAR / KONUŞMACI / ARI SEVER

Bölüm 24

İki çocuk annesiyim.

Bir kız, bir erkek.

Tıpkı annemle babamın kardeşimle ben büyürken bize dedikleri gibi; “Allah bize büyük bir şans tanıdı, iki farklı cinsiyette çocuğumuz oldu. Onları tanıma, onlarla yaşama, deneyim edinme şansımız oldu.”

Oluyor.

Hayatta bundan daha büyük bir servet olamaz.

Mış.

Doğruymuş dedikleri.

Ayyynen öyle hissediyorum.

En büyük hayallerim, sevinçlerim, dileklerim onlar üzerine.

Onların özgürlüğünden, mutluluğundan başka şeye yapılmış daha büyük bir yatırım düşünemiyorum.

Kızım ve oğlum beni iki gündür her konuşmamızda kalbimden vuruyorlar. İyi vuruyorlar.

Kalbimde koskocaman güller bitiyor.

Kıpkırmızı.

Mis kokulu.

Doyamıyorum o güzel sorulara, dileklere…

“Anne nasıl gidiyor, bugün kaç sayfa yazdın? İyi yaz. Gelince bize anlat. İyi ol…” dedikçe onlar, geberiyorum keyiften!

Çocuklarımın benim hayallerime saygıları var. Çocuklarımın benim hayallerimle ilgili heyecanları var.

Benimle bir tutkulular.

Çok şükür heyecanları olan, tutkuları olan iki çocuk oldular.

Sevmeyi biliyorlar. Değer bilmeyi de.

Daha başka ne öğretebilirim diye düşünüyorum. Adaleti, özgürlüğü…

Güven ve sadakati!

Güven ve sadakati öğretmeliyim onlara.

Kesin.

Kızıma güven, oğluma sadakat öğretmek isterim.

Oğluma güveni, kızıma da sadakati anlatmak lazım.

Ki güvenilir insanlar olsunlar isterim.

Güvendiklerine ve onlara güvenenlere sadık olsunlar dilerim.

Kimseyi kandırmasınlar. Yalan söylemesinler.

Kandırmasınlar.

Mutluluk peşinde koşsunlar, onu buldukları yerde asla ellerinden bırakmasınlar, hiçbir madde için bunu yapmasınlar.

Sağlıklı büyüsünler. Ruhen, bedenen sağlıklı.

Kendilerini sevmeyi bilsinler, başkasını sevmek daha kolay.

Madde bağımlısı olmasınlar. Budur dileğim.

Amin.

♫♫♫♫

Başıma çok korktuğum bi şey geldi.

Öyle fena ki insanın en korktuğu şeylerden birinin başına gelmesi.

Çok fena. Ymış.

Yani ne kadar çok bi şeyden korkarsan sanırım başına gelme olasılığı da o kadar artıyor.

Korkunu çağırıyorsun gibi. Of ne fena…

Ama şöyle bi şey oldu.

Başıma çok korktuğum bi şey gelince, daha çok korktuğum şeyler olduğunu fark ettim.

Ödüm patladı!

Hani züğürt tesellisinden filan bahsetmiyorum asla. Öyle bi şey değil bu.

Ama diğer korkularını fark edince insan, en korktuğu şey yanında ufak bir dert gibi kalıyor.

Bunun üzerinde biraz düşüneceğim.

Belli ki “her şerde bir hayır vardır” diyenlerin tam da o dediği şerdeyim.

Hayırdır inşallah.

Amin.

♫♫♫♫

Yaş günüme çok az kaldı.

Heyecan içindeyim ve çok korkuyorum. Korkuyorum çünkü kitabımı teslim edeceğim.

Ne olur bana yardımcı olun. Korkmayayım.

Neden korkayım ki?

Sonunda ölüm yok ki!

Veya şöyle demeliyim, Nobel’e aday, Orhan Pamuk’a rakip, ilk hedefim Elif Şafak filan değilim ki korkayım.

Ne olduğumu, ne olmadığımı biliyorum.

Hırs mı?

O ne yahu?

Zerre hırs yok bu konuda bende.

Keyif derseniz, ölümüne var.

Canım istedi yaptım.

Bu cümleyi kurmak ne müthiş bir duygu anlatamam size!

Küçümsemek gibi algılamayın sakın. Değil. Kimi küçümseyebilirim, ne haddime…

O da değil.

Arkası gelecek… Biliyorum. Çünkü ayıptır söylemesi o da hazır.

Kendime yola çıkış şansı veriyorum. O kadar.

Deneyip açılmak istiyorum.

Hani sahneye çıkarsın kafana bi yumurta yersin ve; “Ama hâlâ devam etmek istiyorum. Bu işe baş koydum, çalışıcam olucak…” dersin ya, hah işte ben bu hissi yaşamak istiyorum.

Veee…

Şu anda çok güzel bi haber aldım biliyor musunuz?

Bi telefon geldi.

Gelen telefondan çıkacak habere bi anlam yüklemiştim kendimce.

Çocukça.

İyi bi şey çıkması için de dua etmiştim. Hatta öyle ki, sabah sırf bu yüzden kalpten gidiyordum uyandığımda. Ya telefon gelmezse, geldiğinde içinden gönlümden geçen haber çıkmazsa diye ölücektim az kaldı.

Neyse ki korktuğum gibi olmadı.

Gönlümden geçen oldu.

Ya bakın işte, boşuna korkmayacakmışım.

Deneme yanılma şeklinde, düşe kalka bi yol bulacağım.

Elbet bulacağım. Ay böyle olayın ne olduğunu anlatmadan yazmak da hem bana zor hem size.

Ama demiştim, bazı şeyler özelim.

Kapısı kapalı ve “lütfen rahatsız etmeyin” yazıyor üstünde.

Kimseyi içeri alamayacağım.

Şimdilik.

♫♫♫♫

Bu ara kafamda Sezen Aksu’dan bu şarkı var. Aşağıda sözlerini asla üşenmeden yazdığım şarkı.

Hiç daha önce böylesine derin dinlememiştim sözlerini.

Bazen daha fazladır her şey

Bir eşikten atlar insan

Yüzüne bakmak istemez yaşamın

O kadar azalmıştır anlam

O zaman hemen git radyoyu aç bir şarkı tut

Ya da bir kitap oku mutlaka,

İyi geliyor

Ya da balkona çık bağır, bağırabildiğin kadar

Zehir dışarı akmadan yürek yıkanmıyor

Ama fazla da üzülme, hayat bitiyor bir gün

Ayrılıktan kaçılmıyor

Hem çok zor hem de çok kısa bir macera ömür

Ömür imtihanla geçiyor

Ben bu yüzden hiç kimseden gidemem gitmem

Unutamam acı tatlı ne varsa hazinemdir

Acının insana kattığı değeri bilirim küsemem

Acıdan geçmeyen şarkılar biraz eksiktir

Bir şiirden, bir sözden

Bir melodiden, bir filmden

Geçirip güzelleştirmeden can dayanmıyor

Yıldızların o ışıklı fırçası azıcık değmeden

Bu şahane hüzün tablosu tamamlanmıyor

Ama fazla da üzülme, hayat bitiyor bir gün

Ayrılıktan kaçılmıyor

Hem çok zor hem de çok kısa bir macera ömür

Ömür imtihanla geçiyor

Ben bu yüzden hiç kimseden gidemem gitmem

Unutamam acı tatlı ne varsa hazinemdir

Acının insana kattığı değeri bilirim küsemem

Acıdan geçmeyen şarkılar biraz eksiktir

Bu kadar mı olur?

Olur; çünkü insan bir şarkıyı bazen kuru kuru dinlerken, bazen de tam içinden dinliyor.

Tam içinden dinlemediğiniz bir şarkıyı ne anlama gelir, neden yazılmıştır diye düşünmeden dinliyorsunuz.

Yarım dinliyorsunuz.

Oysa ben ilk defa bu şarkının tam içine düştüm.

Hiç farkında olmadan.

Daha önceki sayfalarda o çok sevdiğim şarkı vardı ya hani, o da diyordu benzer şeyi; “Küçük dertleri takmıyorum, küçük mutluluklara gülümsüyorum, böylesi daha iyi…” diye.

Aynı şey.

Belki o yüzden bu yaz bu iki şarkı bende kesiştiler.

Yani hayat bir gün bitiyorken, insan daha neye üzülür ki?

Çok ciddi.

Pardon ama birden “çok ciddi” deyince, “çok sert” diyesim geldi.

Çok sert!

Ah Gülse Birsel sen çok yaşa e mi?

Yalan Dünya…

Çok serin!

İşte o yüzden ben de kolay kolay gidemem.

Gitmem.

Acının insana kattığı değeri bilirim.

Gidemem.

Bunları da sevebilirsin

Bir Yorum Yaz

Yeni Yazı Yayında! Okumak için tıkla!

BABAM BENİMLE DANSEDERDİ 

Yıl 1990’mış. Babam ve ben. Serpil Halamın kızı Yeşim Abla’nın düğünüymüş.
Bana dans etmeyi öğretmişti. Vals, çarliston, swing ve rock’n’roll. Evde de yapardı böyle. Alakasız kaldırır zorla, dans edersin. Acayip sinir olurdum bazen. Boğazım parçalanacak şu an öyle düğümlendim yazıyorum. Kimseleri görecek halim yok!

10 Aralık 1994’de kaybettiğimizden beri -ki o tarihten 5 gün önce gördümdü en son- ilk defa Çarşamba sabaha karşı uçaktan indiğimde bu 15 saniyelik videoda gördüm babamı!

Yeşim Abla yollamış. Alanda kalakaldım bavullar dönerken. 100 kere izledim. Al başa izle ayaklarına bak, enerjisine bak, yüzüne, bıyığına bak. Beni çekişine bak. Zıplamasına bak. Bana gülümsemesine bak. Nasıl eğleniyor bak. Muzip hınzır gülümsemesine trilyarca bak! Bak bak bak! Bak kızım bak. “Ya baba dur yeter” demişimdir kesin de öyle bırakmıştır beni. Bir de zeybek oynadılardı yanlış hatırlamıyorsam.