• YAZAR / KOŞAR / KONUŞMACI / ARI SEVER

Bölüm 23

♫♫♫♫

Bi kadın var.

Adı Bedenim ve Ruhum İçin Önemli D.

Bedenim ve Ruhum İçin Önemli D. bana bi gün kafede ben iş konusunda fenalık geçirirken; “Kes at artık şu göbek bağını, özgür ol!” diyen kadın.

Öyle bi şey varmış evet. Göbek bağını kesmen gerekebiliyormuş kendi kendine, yaş kaçsa kaç.

Bedenim ve Ruhum İçin Önemli D. benim hayatıma çok acayip bunaldığım, üzüldüğüm bir dönemde girdi.

Gözlerimden halimi okur ders sırasında. Hemen durumu anlar ve dersi acilen o duruma uyarlar.

Pilates dersi sırasında yapar bunu.

Bedenim ve Ruhum İçin Önemli D. benim 3 yılı aşkın süredir birebir pilates dersi aldığım arkadaşım.

İlginç ötesi bir kadındır Bedenim ve Ruhum İçin Önemli D.

Sporcudur. İyi sporcudur. İyi ruhtur iyi kafa ve iyi bedendir.

Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur demenin tam yeri geldi Latince diyorum hem de:

Anima Sana In Corpore Sano!

Durun en önce ilk başa dönmeliyim.

Doktora gitmiştim bi zamanlar. Çok üzgündüm. Kendimce haklı nedenlerim vardı ve haklılığım sonradan olan bi olayla da kanıtlandı. Geçelim.

Derdimi anlattım ona.

Bu doktor komik ve harika bi adamdı, Sayın Küçük Gözlük Dr. M. diyelim ona. Hâlâ her gün anıyorum onu. Çok müteşekkirim kendisine çünkü bana aradığım şeyi buldurttu.

Sayın Küçük Gözlük Dr. M. bana şöyle demişti;

“Kızım sen derdinden kaçmak için arabanı sürekli saatte 260 km. hızla kullanıyorsun. Araba ne zaman 200 km. hıza düşse, çok yavaşladığını sanıp, derdini hatırlayıp hasta oluyorsun. Oysa dikkat et, hâlâ çok hızlısın ve her an kaza yapabilirsin. O yüzden senin çok iyi uyuman, uykunu iyi alman lazım. Bunun için iyi yorulman lazım. Yorul ki iyi uyku uyu. Dinlen. Kaçla gittiğinin farkına var. Derdinle yüzleş, kes at, bitir. Yoksa duvara çarpman an meselesi! Ben senin yerinde olsam, derhal çok ciddi spora başlardım. Suyum çıkana kadar spor yapar, yorgunluktan uyuya kalırdım ki, beynim bi şey düşünemesin. Kızım çok düşünemeyecek olduğun bir şey bul. Mesela özel hoca tut, sana deli gibi spor yaptırsın. Sana bari o anda düşünme zamanı tanımasın.”

Sayın Küçük Gözlük Dr. M. bunları bana söylemeden tam da 3-5 gün önce Bedenim ve Ruhum İçin Önemli D.’yi görmüştüm bir iftar yemeğinde.

Dimdik duruyordu.

Başka bi hali vardı. Duru ve emin. Sade.

Yanına gittim, tanıştım. Kendisi aslen Sayın Bayan Beyin Bedenim ve Ruhum İçin Önemli D. çıktı.

Ama ne beyin ve beden! Sağlam kafa sağlam vücutta bulunurun kanıtı işte ayol.

Pilatese vermiş kendini.

Sayın Küçük Gözlük Dr. M.’den döner dönmez hemen aradım Bedenim ve Ruhum İçin Önemli D.’yi ve acilen onunla pilatese başladım.

Her şey işte tam da o zaman değişmeye başladı.

Yani dünyanın sonu gelmediğini, sadece böyle gidersem benim sonumun zamansız geleceğini o zaman anladım. Spor yaptıkça kafam, kalbim açıldı.

Bedenim güçlendikçe, ruhum da güçlendi.

Korkularım, endişelerim azalır oldu.

Bedensel iyilik ruhsal ve zihinsel iyilik getiriyor insana. Kesin.

Pilatese koşu eklendi.

Koşuya azcık bisiklet. Yüzme vesaire derken, ha şimdi sporsuz kalmayayım yeter ki gülle bile atarım icabında.

Koştukça düzgün beslenir oldum. Daha doğrusu iyi beslenmem gerektiğini anladım.

İyi yemeyince iyi spor yapamadım. Koşarken tıkandım. Motor su kaynattı bi nevi.

Millet zayıflamak için spor yapar, ben spor yaptıkça bedenim değişti, sağlığım o zaman yerine geldi.

Haa ama bu konuda bana tam destek veren Dr. Gül Gibi Kılavuzum N.’nin hakkını da teslim etmeliyim.

Ki onunla da tanışmam yine bi acayip tesadüf hikayesi. Adım Adım sayesinde ne çok şey girdi hayatıma ve gönlüme…

Kalbimin yaşam ve ömür kapasitesi arttı.

Koşup düzgün beslenince iyi uyur oldum.

İyi uyuyunca sağlık geldi üstüme.

Bugün Bedenim ve Ruhum İçin Önemli D. ile beraberdim.

Datça’da, Kargı Koyu’nda. Yeşim Bar’da.

Komik Ördek Ailesi vardı sağımızda solumuzda.

Beni hayata döndüren, hayata tutunduran ne çok güzel insan var hayatımda.

Bu arada, hani size az sayfa önce bahsettiğim kesip attığım o kalıp var ya…

Şu an sonucunu açıklıyorum:

Harika!

♫♫♫♫

Sanırım liseden beri hiç otostop çekmedim.

Bugün bi denedim, o da en sevdiğim araba Bay Mini Cooper çıktı.

Hem de siyah.

Ve içinden de Bedenim ve Ruhum İçin Önemli D.’nin kocası Gülensurat Sağlam C. çıktı iyi mi!

Benimkisi nasıl bir şanstır ey okur söylesenize.

Hayatımın şerefine!

Bu da benim için bi minik hatıra notu olsun.

Unutmak istemem de…

Şaka gibi yahu.

♫♫♫♫

YoncaM’ın M’si…

Bu büyük harfle yazdığım M var ya, bi alem.

Öyle olmadık yerlerden, öyle olmadık sandığım kişilerden çıkıp geliyor ki karşıma, donup kalıyorum.

Bana ilk kim YoncaM dedi şu an pek emin değilim. Çok tartışmalı bi konuya ve hatta aile faciasına neden olabilirim! J Üzerinde durmuyorum. Böyle polemiklere girerek bu kitabı kendime zehir edemeyeceğim.

Ruh İkizim Adaletli G. olabilir.

Ama hemen ardından aşık olduğum yakın arkadaşım dedi.

Hayatımın İnce Detayı KocaM dedi.

KocaM.

Çok iyi biliyorum. Çünkü çok mutlu olmuştum.

İşte bu kadar abidik gubidik şeylere mutlu oluyorum ben.

Daha sonra muhtelif zamanlarda tanıştığım ve hatta tanışmadığım, beni tanıyan ve hatta tanımayan bi dolu insan garip bi şekilde bana YoncaM demeye başladı.

Ne şaşkınıM bilemezsiniz.

Bir sürü okurdan mail geliyor, bi sürü insanla konuşuyorum ve bana durduk yerde YoncaM diyorlar. İnstagram, Twitter, Facebook vs. sanal ortamdayız ve insanlar bana sürekli YoncaM diye hitap ediyorlar.

Kızanlar bile YoncaM diye diye kızıyor bana.

Böyle bi şey yazasım hiç yoktu, aklıma bile gelmezdi; ama tam bilgisayarımı topladım, odama çıkacağım İnstagram’daki fotoğrafımı “like” eden hiiiç tanımadığım yeni biri “YoncaM süper!” yazınca bakakaldım da ondan yazdım.

Karışık kuruşuk şeyler yazıyorum işte.

Birbirini tanımayan insanlar kulübünde ortak paydamız olan bir harfimiz var.

M.

BeniM

KocaMan

AileM.

♫♫♫♫

Üç sabahtır zincirlerimi kırdım gibi.

Şu anda aynı anda hem kendime hem de size göz kırpıyorum. Hatta kendi yanağımdan bir makas aldım, omzuma da vurdum.

Koçumsun Yonca!

Ayağımdaki ince sızıyı umursamayacak olduğum bir noktaya yerleştirdim. Ha umursamıyorum dedimse de onu unutmayacağım. Çünkü sayesinde bi sürü şey başardım. Kendisine teşekkür bile borçluyum. Keza başıma bir kaza gelmese bu okuduğunuz şeyi elimde tutamayacaktım.

İnanılmaz bir disiplin ve azim geldi üstüme.

Sabah inanılmaz güzel erkenden kalkıyorum. Güneş pencereden sızar sızmaz gözümü açıyorum. Önce her şey acayip bulanık. Son bir senedir gözüm bozuldu da iyice, ondan. Kerataları (gözlerimi) hayata alıştırana kadar, flu görüyorum. Sonra tıpkı bütün kaslar gibi gözler de ısınıyor, daha net görüyor sağı solu.

Kalkıyorum yataktan.

Dişlerimi fırçaladığım gibi şort, tişört, çorap ve ayakkabılarımı giyiyorum.

Koşu halinin en güzel kısmı bu işte. Hiçbir şeye ihtiyacınız asla yok; kendinizden başka.

Nerede olursanız olun, bi yere gidip yapmanız gereken bi şey yok. Birine, bi şeye, bi yere bağımlı değilsiniz. Hop giyin çık! Sağa mı, sola mı, düz mü karar ver, git.

O kadar.

Bu kadar özgür olabilir mi insan?

Bu kadar başına buyruk, bedenine sağlık olabilir mi?

Kimi zaman çok canım sıkkın çıkıyorum yola. Sonra neye canım sıkkınmış onu bile hatırlamaz oluyorum.

Kimi zaman inanılmaz boş çıkıp dolu dönüyorum, kimi zaman çok dolu çıkıp bomboş. Hem çok yalnızım, hem çok kalabalık.

İnsan o halde bir sürü fark etmediği şeyi fark ediyor, problemlerini çözüyor, yeni şeyler yazıyor, siliyor. Defterler açıp kapatıyor.

Bütün bunları yaparken de pek hazırlıklı değilsin aslında.

Yani “ay bi koşayım da koşarken de şunları yapayım” filan demiyorsun hiç. Nasıl oluyor tam bilemiyorum ama inanın anlattığım gibi oluyor.

Meditasyonun bir şekli de budur belki.

Koşu kafası.

Bi şey daha fark ettim. İnsan koşarken her saat, her an, her yer ve her yol güzel. Yani ilk başta öyle olmadığını düşünsen bile ilk 12 dakika sonrası -benim için yani- bi bakıyorum cennetteyim. Mis kokular geliyor burnuma. Bacaklarım açılıyor. Bacaklarım açılınca kalbimi açıyor.

Gülümsediğimi fark ediyorum.

İstemdışı gülümsüyorum.

Sanki oradayım ama değilim, kendimi ta yukarıdan bir yerden, Google Earth’ten seyreder gibiyim.

Hep ileri bakıyorum. Hiç yere bakmıyorum.

Bedenim ve Ruhum İçin Önemli D.’nin dediği gibi, bıngıldağımdan bir minik misinayla gökyüzüne bağlıyım sanki.

Dikim.

Dimdik.

Bedenim ve Ruhum İçin Önemli D. bi kere kendimi bana koşarken gösterdi, resmen Bayan Orangutangil duruşuyla koşarken gördüm kendimi, hiç beğenmedim.

Nitekim kendimi bıngıldağımdan gökyüzüne misinaladığımdan beri hafifledim de. Hem daha hafif koşuyorum, hem daha düzgün.

En çaresiz anımda yanımda müzik vardı, kulağımda. Az zaman önce, mesafeleri daha uzun koşabilirken yani, bi baktım ki, kulaklarımdan da hava girsin çıksın istiyorum bedenime. Bıraktım müziği evde.

Kafamda her istediğim müziği çalabiliyorum nasıl olsa.

Mesela, koşarken hayalimden her şeyi yapabildiğimi keşfettim.

Bu büyük bir şey.

Zaten bir sürü şey oluyor yolda koşarken, vaktim kalmıyor hayıflanmaya.

Uzattım.

Üç sabahtır zincirlerimi kırdım dedim ya; işte o sakatlık sonrası ilk defa ilk 3,5km.’mi Datça’da koştum.

Datça Türk Evi’nden çıkıyorum, kaldığım bu muhteşem Butik Otel evden, evimden diyesim var hatta, kıvrılıyorum sağdan sahile doğru. Küçük göletin içindeki ördeklere selam çakıyorum, minik tahta köprüden geçiyorum, sokak köpeklerine; “Ya bi durun çocuklar, yol verin yahu…” diyerek devam ediyorum.

Daha önce Sayın Bayan Gulet Artemis’le Aslan Kaptan Hasan Kaptan ve Gitarsever Sinan’la ailecek geldiğimiz limanın oraya varıyorum. Fok Badem’in heykeline gülümsüyorum.

Haydi devam.

Oradan uzuyorum iyice diğer sahile doğru. Bir sürü restoran var solumda. Sabahları bazı tipler sahilde ya kumların üzerinde ya da şezlonglarda uyuyor oluyor. Onlara bakıyorum.

Ne güzel açık havadalar…

Farkındalar mıdır?

Sabahın o saatinde çok az genç, çok fazla yaşlı var. Ama aslında ben biliyorum, gördüklerim genç, evde o saatte yatanlar yaşlı.

Anladım ki insan yaşlandıkça gençleşiyor. Bi yaşlı dede, sözümona yaşlı dede yani, 3 sabahtır bakıyorum yürüyor, yüzüyor, güneşlenip 3-5 esneme hareketi yapıyor, çantasını alıp evinin yolunu tutuyor.

Mis!

İleride bi bank kestiriyorum gözüme ya da bir ağaç veya bir iskele. Oraya kadar koşuyorum, geri dönüyorum.

Giderken sağımda, dönerken solumda kalan bir minik kayık var. Azcık daha büyük kayıktan belki de.

Yapayalnız.

Sessiz sedasız duruyor suyun üstünde. Yani yanında bir sürü başka minik tekne var ama bu başka.

Adı Erşan.

Babamın adı.

Erşan’ın fotoğrafını ilk kez çocuklarla geldiğimizde yürüyüş yaparken gördüğümde çekmiştim.

Bunca zamandır babamın adının yazılı olduğu bi şey hiç görmemiştim çünkü.

Şimdi, üç sabahtır önünden koşup geçiyorum.

Çok acayip.

Yanında park etmiş duran diğer minik teknenin adı da Hırçın.

Aynı ben!

Hakkaten yok artık ama gerçekten adı Hırçın!

Gerisin geri aynı yolu dönerken, bakkallar açılmış oluyor. Birileri; “Günaydııın!” diyor bana, ben de birilerine; “Günaydııııın!” diyorum.

Bu sabah solumdaki bi yelkenliden olağanüstü yüksek tonda horlama sesi geliyordu. Çok güldüm.

Düşünsenize, eğer kulağımda müzik olsa o horlamayı duyamayacaktım.

İşte böyle bir şey o an.

Minik sürprizlere gebe sana koşu yolun.

Ayağım bir ara ağrır gibi oluyor, hemen; “Yok bi şey yok, iyisin!” diyorum.

Kedi görür müyüm acaba filan diye kendi kendime dikkatimi başka şeye yönlendiriyorum.

İnsan bedeni çocuk gibi.

Hemen kanıyor.

Kendini neye kandırdığın önemli tabii.

Neye inandırdığın da!

Mesela, Olağanüstü İnsanüstü Tuğrul Bey var, Tuğrul Cankurt. Olağanüstü İnsanüstü Tuğrul Bey resim öğretmeni. Talihsiz bir kaza sonucu çok uzun zamandır bedeninin sadece %3’ü ile resim yapmaya devam ediyor. Ankara’da sergi açıyor Nurol Galeri’de.

Bunları nereden mi biliyorum? Biliyorum çünkü Olağanüstü İnsanüstü Tuğrul Bey’le Adım Adım sayesinde Avrasya’da beraber koştum.

O kadar harika ki insanın böyle insanları tanıması. Azimli, ilkeli…

Olağanüstü İnsanüstü Tuğrul Bey’in yaptığı resimler -ki onun deyimiyle onun resimleri bir takım işidir; biri tuvali hazırlıyor, biri boyaları, biri fırçayı eline bağlıyor ve tablolar ortaya ancak öyle çıkabiliyor- öyle güzeller ki! Ben iki tablosuna aşık olup aldım.

Evimizde merdivenleri çıkarken solumuzda asılılar. Merdivenleri inerken de sağımızdalar.

Evde her yerden görebiliyorum onları. Onları o yüzden oraya astım. Her daim her yerden görebilmek için.

Salondan, mutfaktan, yukarıdan, aşağıdan, bahçeden… Her yerden görebiliyoruz.

Tabloların birinde bir ağaç var. Kadın silueti halinde. Kök salmış bacaklarından toprağa.

Bacaklarından toprağa kök salan bir kadın ağaç resmi yapmış Olağanüstü İnsanüstü Tuğrul Bey tuvale.

Bedeninin yüzde 3’ünü kullanarak yapmış bunu.

Resmi her gördüğümde ve düşündüğümde tüylerim diken diken oluyor. Merdivenleri inip çıkarken, hareket halinde o resimlere bakarken iyice anlam kazanıyor ayaklarından toprağa kök salmış kadın ağaç.

Hareket etme kabiliyetimiz varken etmiyoruz, elimizde olan hiçbir yetimizin ne demek olduğuna dair hiç kafa yormuyoruz.

Öyle bir farkındalığımız pek yok.

Bu özgürlüğü kaybedene kadar tabii… Ne acı!

Öyle bir ihtiyacımız yok değil mi?

Neden üzerinde duralım ki?

Ayaklarından toprağa kök salmış, dalları sağa sola iki kol gibi kocaman açılmış bir kadın ağaç.

Hayata tutunmanın böylesi…

Bilmem ne desem.

Anladınız siz beni…

Hareket.

 

Bunları da sevebilirsin

Bir Yorum Yaz

Yeni Yazı Yayında! Okumak için tıkla!

BABAM BENİMLE DANSEDERDİ 

Yıl 1990’mış. Babam ve ben. Serpil Halamın kızı Yeşim Abla’nın düğünüymüş.
Bana dans etmeyi öğretmişti. Vals, çarliston, swing ve rock’n’roll. Evde de yapardı böyle. Alakasız kaldırır zorla, dans edersin. Acayip sinir olurdum bazen. Boğazım parçalanacak şu an öyle düğümlendim yazıyorum. Kimseleri görecek halim yok!

10 Aralık 1994’de kaybettiğimizden beri -ki o tarihten 5 gün önce gördümdü en son- ilk defa Çarşamba sabaha karşı uçaktan indiğimde bu 15 saniyelik videoda gördüm babamı!

Yeşim Abla yollamış. Alanda kalakaldım bavullar dönerken. 100 kere izledim. Al başa izle ayaklarına bak, enerjisine bak, yüzüne, bıyığına bak. Beni çekişine bak. Zıplamasına bak. Bana gülümsemesine bak. Nasıl eğleniyor bak. Muzip hınzır gülümsemesine trilyarca bak! Bak bak bak! Bak kızım bak. “Ya baba dur yeter” demişimdir kesin de öyle bırakmıştır beni. Bir de zeybek oynadılardı yanlış hatırlamıyorsam.