• YAZAR / KOŞAR / KONUŞMACI / ARI SEVER

Bölüm 22

♫♫♫♫

Nerede kalmıştım?

Erkin Koray’dan Çöpçüler çalıyordu fonda di mi?

Hani arkadaşıma aşık olduğumu anlatıyordum, utana sıkıla.

Evet.

Ama sıralamada hata yapmışım. Çünkü önce Çöpçüler çalıyordu, ardından da Oya Bora’dan Çingeneler Zamanı.

Hani “aaal aşkım beni yanınaaa…” derler ya o şarkıda, o. Ooo bilmiyorsanız, yazık. O zaman hemen Emir Kusturica ve Goran Bregoviç diyorum size. Orjinali onlarda saklı da…

İşte o şarkı çalarken, kafalarımız dumanlı ve çok çakırken…

O geldi.

Bana sarılıverdi.

Öyle mutlu olup öyle korktum ki!

Çok korktum.

Ayol insan mutluluktan da korkar mı yahu!

Korktum; çünkü sanki bu işin gidişatı iyi değildi.

O an, “Ben bu adamla yaşlanmak istiyorum!” dedimdi.

Çocuklarımız olsun. İyi gün, kötü gün ne olacaksa olsun… Yeter ki beraber olalım istedimdi.

Amma istemişim ki, oldu.

Hayatımın İnce Detayı…

Hikayemizin sonu da başladığı gibi, mutlu olsun.

Olur mu.

Olur.

♫♫♫♫

Aşık olduğum adamla çıkmaya başladığımızda her şey süt liman değildi elbet.

İkimizin de çok yakını olan en yakın arkadaşlarımıza bu durumu nasıl diyecektik hiç bilmiyorduk.

Hadi onu bırakın, ayol ailemize ne diyecektik?

Bunlar insana pek zor geliyor o yaşta.

Ne saçma.

Sırf bu yüzden, yani ne diyeceğimizi bilemediğimizden, ayrıldık barıştık filan.

Klasik hikayeler aslında.

Sonra bi kere, sanırım çıkmaya başlayalı bir ay olmuştu, ben yine ayrılmak istedim.

Ayrıldık.

Ama ayrı yapamadık.

Ve; “Oluruna bırakalım…” dedi. Dedik.

Oluruna bırakmanın bi diğer anlamının tevekkül olduğunu bilmezdim o zamanlar.

Tevekkülün ne menem bi şey olduğunu da…

Aradan yıllar geçti, ben tevekkülü öğrendim.

Sen elinden gelen her şeyi yapıyorsun, yapmalısın da.

Gerisi içinse, “Hayırlısıysa olsun!” demelisin. Demeliymişsin yani.

“Hayırlısıysa” diye bir şey kesin var.

Yani senin şer sandığın şeyde hayır, hayır sandığın şeyde de şer varsa var.

Biz oluruna bıraktık.

Evlendik.

Bi kızımız bi de oğlumuz var.

Tevekkül.

♫♫♫♫

Ben aslında şu an her şeyin başladığını bilmediğim yerdeyim galiba.

Bittiğini sandığım yerdeyim sanmıştım.

Oysa daha yeni başlarmış her şey. Bilmiyormuşum.

Her şey hep iyi olacak sanki. İçimde hep öyle bi his var.

Kek gibi inanırım ben ne olmasını istiyorsam ona.

Bunun adı keklik mi peki?

Yooo. Olmasın da bence.

İnsan bazen bi olay yüzünden dünyanın sonu filan geldi galiba diye düşünüyor. Boşuna böyle düşünüyor. Hiiiç alakası yok.

Son sandığın başsa ne olacak?

Yaaa…

İşte bak yine tevekkül! J

♫♫♫♫

Sırf kalıplar yüzünden, sırf başkalarının ne düşüneceğini düşünmek yüzünden yapmak istediğim bi şeyi yapamadığım çok oldu.

Bu konuda en fena sıkıştığım anlardan biri evlilik başvurusu zamanıydı.

Bi başvuru belgesi veriyorlar doldurmanız gereken. Derin Mavi Gözlü Kayınpedrom A.’yla gidip almıştık evlendirme dairesinden. İzmir’de…

Formda bin tane soru var, kan grubundan tutun, ona buna şuna dair, bir sürü soru.

Her Daim Evet Kayınvaldom G. ve Derin Mavi Gözlü Kayınpedrom A. salonda oturuyorlardı.

Ben de masaya oturdum, formları doldurmaya başladım. Bir yere kadar geldim.

Duvara çarpmışım ya da arabanın biri aniden bana çarpmış gibi kaldım o geldiğim yerde.

Kafamı kaldıramıyorum, kıpırdayamıyorum.

Fenayım.

Derin Mavi Gözlü Kayınpedrom A. ve Her Daim Evet Kayınvaldom G. bi şeyler olduğunu anladılar tabii. “Ne oldu kızım?” diye sorunca ben de kollarıma kapadım kafamı masanın üzerinde, başladım ağlamaya.

İçim boşalıyor sanki masaya.

Fırladılar geldiler yanıma. Başımı okşadılar. Ben ağlıyorum, onlar ağlıyor.

Kimse ne olduğunu bilmiyor ama anlıyor bi şekilde.

Ah bi de olay ne söyleyebilsem! Konuşamıyorum ki ağlamaktan.

“Kızım ne oldu, dur sakin ol!” diyordu aynı anda ikisi de. Bir ara durdum. Formu gösterdim hıçkırarak…

“Anne adı, baba adı, hayatta-merhum” vs. gibi bi kutucuk var. Geçmiş gün tam hatırlamıyorum. Ama babam için “merhum” kutusunu işaretlemem gerek ve ben hiç o ana kadar babamın “merhum” olduğuna dair bi şey işaretlemek durumunda kalmamışım ki!

Feci kötü geldi o işaret bana. Neden ben babamın orada olamayacağını ilan edecekmişim ki evlenirken?

Neden?

Kime ne!

Hayatta olmasa da babam o benim, ben de kızıyım. En mutlu günüm o gün benim.

Derin Mavi Gözlü Kayınpedrom A. ve Her Daim Evet Kayınvaldom G. benle bir perişan oldular. Elimden formu alıp onlar doldurdular.

Sonra, anne-baba olmak böyle bir şey işte, kocaman kalpler diyarı demek, beni kızları gibi bağırlarına bastılar. “Davetiyemize hem annemin hem de BABAmın adını yazmayı istiyorum ben.” Dediğimde; “Sen nasıl istersen öyle olsun kızım!” diye aynı anda hiç düşünmeden cevap verdiler.

Davetiyemizde hem annemin hem de “merhum” babamın adı yazdı.

Merhum filan yazmadan!

İlk kırdığım kalıp buydu paramparça olarak…

İçim sıkışarak.

Anlaşılmış olmanın gücünü, bana verdiği cesareti ömrü hayatımda unutmadım ama. Unutamam.

Bana içimden geldiği gibi olma hakkı tanıdılar…

O davetiyede babamın adını da yazdım ya, iyi geldi bana.

Derin Mavi Gözlü Kayınpedrom A. ve Her Daim Evet Kayınvaldom G. beni hep anladılar, anlayışla büyümeme olanak tanıdılar.

Gülüp geçtiler çocukluklarımıza.

Şanslıyım demiştim ama, tekrar etmek ihtiyacındayım.

Yine.

Darısı herkese.

♫♫♫♫

Bugün de birden kestim attım bi tanesini.

Neyin mi?

Saçma sapan bi kalıbın birini daha. Ne diye sormayın.

Ay ne olur bana öyle şeyleri sormayın.

Öyle işte.

Söyleyesim olunca ben söylüyorum zaten.

Sonuca bakalım lütfen.

Çok zorlandım.

Yine çok zorlandım.

Ama kafamda konuşan diğerlerinin -ki öyle deyip demeyeceklerini bile bilmiyorum, hepsi benim önyargım, varsayımım- ağzına minicik bi tokat attım.

“Susun lütfen…” dedim.

Bi cesaret içimden geleni dedim.

Söyledim.

Denedim.

Bakalım olacak mı?

Haber ederim.

Bunları da sevebilirsin

Bir Yorum Yaz

Yeni Yazı Yayında! Okumak için tıkla!

BABAM BENİMLE DANSEDERDİ 

Yıl 1990’mış. Babam ve ben. Serpil Halamın kızı Yeşim Abla’nın düğünüymüş.
Bana dans etmeyi öğretmişti. Vals, çarliston, swing ve rock’n’roll. Evde de yapardı böyle. Alakasız kaldırır zorla, dans edersin. Acayip sinir olurdum bazen. Boğazım parçalanacak şu an öyle düğümlendim yazıyorum. Kimseleri görecek halim yok!

10 Aralık 1994’de kaybettiğimizden beri -ki o tarihten 5 gün önce gördümdü en son- ilk defa Çarşamba sabaha karşı uçaktan indiğimde bu 15 saniyelik videoda gördüm babamı!

Yeşim Abla yollamış. Alanda kalakaldım bavullar dönerken. 100 kere izledim. Al başa izle ayaklarına bak, enerjisine bak, yüzüne, bıyığına bak. Beni çekişine bak. Zıplamasına bak. Bana gülümsemesine bak. Nasıl eğleniyor bak. Muzip hınzır gülümsemesine trilyarca bak! Bak bak bak! Bak kızım bak. “Ya baba dur yeter” demişimdir kesin de öyle bırakmıştır beni. Bir de zeybek oynadılardı yanlış hatırlamıyorsam.