• YAZAR / KOŞAR / KONUŞMACI / ARI SEVER

  • 26/08/2016

Bi Dünyalının Dünyasının yazısı

Bi Dünyalının Dünyasının yazısı

800 600 Yonca Tokbaş

Bundan birkaç sene önce aşağıda linkini verdiğim “Uzaydan DünyaMa bakınca” diye bir yazı yazmıştım. Son 1 haftadır bu yazıda yazdığım her şey çok, hem de çok, anlam kazandı.

Sürekli aklımda o yazımdaki renkler, anlamları, onları nasıl anlamlandırdığım ve bugün bu yazının hayatımın şu dönemine nasıl bir kılavuzluk yaptığı… O kadar ilginç ki bir şeyler.

Hayatını yaşarken aklından geçen bir şey, kurduğun bir cümle, kendince gücüne inandığın bir şeyler; hayatının bambaşka bir döneminde karşına çıkıp muazzam farklı etkiler yapabiliyor.

Bi de şu var-mış, o günkü senle, bugünkü sen ve içinde bulunduğun koşullar insana aynı şeye bakarken bambaşka duygular yaşatıyormuş.

Şu Dünyamızın gücü, anlatmaya çalıştıkları, gösterdikleri inanılmaz bir dile sahip.

Ben buna inanıyorum en azından.

Yani Dünya’nın insanlarla konuşmak için kurduğu bir iletişim yolu olduğuna ve bunun da doğada gizli olduğuna inanıyorum. Eğer doğayı iyi dinleyip gözlemlersen, sana ne dediğini anlamanın çok kolay olduğuna inanıyorum.

Zeytin’in yeşil olmasının anlamını merak ediyorum. Nedenini bulmak için çabalıyorum. Sinyallere bakıyorum, okuyorum, araştırıyorum. O gücünü o yeşille bağdaştırmayı, kendimce yorumlamayı deniyorum. Sonra onu alıp kendi ismime, Yonca’ya ekliyorum; çünkü Yonca da yeşil. Ortak yönlerimize bakıyorum. Mesela Arılar… Arıların en sevdiği, en önemli besin kaynağının Yonca olması gibi, zeytinler dahil her meyve sebzenin çoğalmasına arıların tozlanması sayesinde kavuşmamız gibi… Aaa bak şu işe, ben arıları ne çok seviyorum, onlar da beni, ve ben zeytini… (gibi gibi..)

Kendime çıkarttığım sonuçlar en zor zamanımda, veya en güzel günümde bana bir çeşit yol gösteren, rahatlatan formüllere dönüşüyor.

Tıpkı Mavi, kahverengi, kırmızı, beyaz ve gökkuşağının tüm diğer renkleriyle olan bağım gibi.

Hani düşünüyorum, bu Dünya’da olan ve doğada gücüne inanmadığım ne var?

Yok.

Acelem de var yine, bir yetişme bir koşturma telaşı şu ara, ama hepsi şahane şeyler için mutlaka…

Evren’i dinleyebildiğim için duyduğum şey bana ne veriyor biliyor musunuz?

GÜVEN!

Güven veriyor, evet.

Şu dakika şu an şu yazıyı yazarken imkanım olsa böyle avaz avaz bağırırdım kulaklar inleyene kadar.

GÜVENİYORUM ULAAAAAAAN!

Hayata güveniyorum, kendime güveniyorum, doğaya güveniyorum, evrensel tüm güçlere güveniyorum!

Vardır bu koca kudretli, bunca yaşındaki tecrübesiyle DünyaMın bir bildiği…

Her şeyin bir güzel yere varmak için bu kadar hızlı, güçlü, şaşırtıcı olduğuna inanıyorum!

Yani bu kadar hızlı akan zamanda, kontrol edemediğimizi düşündüğümüz için nefes nefese kaldığımız şu günlerde, biliyorum ki Evren çok acayip güçlü ve mükemmel bir senaryo yazıp çizmiş bize.

Sevinçle güvenle mutlulukla kucaklamak için her yeniliği, ooooh bir derin nefes aldım, rahatladım..

Oh be!

Doğum sancısı çekiyoruz arkadaşlar, doğuyoruz yeniden…

Keyfine varalım bu sürecin de…

Yonca

“evren-sel”

O yazımı okumak için tıklayabilirsiniz : Uzaydan DünyaMa bakınca

 

Yazılarımdan haberdar olmak için mail adresinizi yazın:
 

Bir Yorum Yaz

Yeni Yazı Yayında! Okumak için tıkla!

Haydarpaşa Babam ve Ben … ve Sao Bento Porto Tren Garı

“Haydarpaşa Babam ve Ben” yazısını 30 Kasım 2010’da Kelebek’de yazmıştım. Haydarpaşa Garı yandığında, içim cızır cızır yana yakıla yazdımdı. Bugün Porto’da Sao Bento Tren Garını gezerken aklıma geldi.

1916’da açılmış. Büyüleyici bir Gar. İçine girerken Benjamin Button filmindeki o devasa saat geldi gözümün önüne. Jorge Colaço’nun 11 yılda tamamladığı Portekiz’in tarihini anlatan tablolar büyüleyici. Tüylerim diken diken, Dünya’nın en büyüleyici 10 garından biri denilen garı gezerken bi fena oldum…