• YAZAR / KOŞAR / KONUŞMACI / ARI SEVER

  • 10/12/2017

Babalar da özür dileyebilmeli

Babalar da özür dileyebilmeli

150 150 Yonca Tokbaş
Afacan muzip adam, Babam.
Ali Erşan Köseoğlu (1943-1994) Bugün 10 Aralık. Babamı kaybedeli 23 sene oldu.
Şu aşağıdaki kısacık, elime 23 sene sonra geçen videoda, kameraman da anlamış Babamın muzipliğini, eğlenmiş o da onunla.
Dünya’daki bütün canlılarla arkadaş olması 1 saniye sürerdi babamın.
Annem “Erşan nerde? Şimdi burdaydı nereye kayboldu?” diyor, aranıyor. Ne çok güldüm izledikçe.
23 sene sonra bugün benim evimde, babam için helva yaptı annem, dualarını etti.
Adetlerimizi seviyorum.
İyi geliyor. Boşluk dolduruyor. Vs..vs..
Yazdıklarım çok boş.
Babalar da hata yapar demek istiyorum aslında.
Çocuklarının kalbini kırar. Benim babam da kırdı. O gitti. Ben kaldım.
Çocuklarına teşekkür etmeyi-özür dilemeyi öğreten ebeveynler, aynı şekilde gerektiğinde evlatlarından özür dileyebilmeli.
Bi şeycik olmaz. İyi bile olur.
Eğer sevgi varsa neden insan birbirini kırar ki? Kalp kırmayı normalleştirmesin büyükler.
Güven sarsmayı da normalleştirmesin kimse. Sevgi kırılınca güven sarsılıyor. Güven sarsınca da sevgi kırılıyor.
Kırıkken pıt diye gitmek büyük haksızlık geride kalana.
Ben o muazzam olduğunu düşündüğüm empati gücümle, babacığımın çocuk kalbinden kendime çok konuştum. Çok güzel anlattı bana kendini. Ah keşke dedim, keşke daha önce anlayabilseydim. Ama keşke o da beni anlayabilseydi bir büyük olarak öncelikle…
Anladım, oncağızımın endişelerle yanıp küllerinden doğmak için kırıp döküverdiğini.
Özür diledi bence babam, hem de gani gani tonla mesaj gönderdi doğadan bana. Ben de zaten çoktan sarıldım ona, birbirimize sarıldık bulutlarda.
E iyi de, ben de sürekli herkes adına muazzam empatiler yapmak zorunda kalmaktan yorulabilirim di mi?
Çünkü bütün Dünya’ya empati yaparak yaşıyorsun bir şekilde.
Hayaletlerle konuşmak da kesmiyor bazen insanı. Yoruluyor insan.
Babalar da hata yapıyor yani. Büyükler de özür dileyebilmeli evlatlarından.
Bazen de birbirini azad etmeli insanlar.
Sevdiğin gitti mi, geriye hep en güzel şeyleri kalıyor.
Ve bu iyi ki böyle!
Bugün de bahane aslında. Her şey bahane bakmayın.
Babam yine, aslında, bana duygularımı özgürce yaşamam için izin ve imkan verdi…
Dobraydı, sözünü duygusunu sakınmazdı. Öyle güzel de açık açık konuşur taşı gediğine usulünce koyuverirdi ki, e bi de o masum gülücüğü ve asla kalp kıramayan haliyle, kızamazdın bi şekilde…
Uzun zamandır, bir sürü nedenden volkan oldu içim.
Lavları bunlar…
10 Aralık zaten Karakış Fırtınası imiş doğa takviminde. Dün gece Instagram’da İrem Çağıl yazmış, ondan öğrendim ve kalakaldım, öğrendiğimde.
Bana bunları yazma cesareti veren de koşu oldu iyi mi!
Bu gece, “istediğim kadar, istediğim yere kadar, istediğim şekilde koşucam” diye, ağlaya ağlaya 16km koştum. Nefesim irtifadan kesilmişti daha önce, boğazımdaki yumrudan kesilmesi feciymiş. Nabzımı gördüm, çıldırdı… İnsan bedeni ruhuyla bir atıyor. Ruhun sıkılırsa beden tıkanıyor. Beden sıkılırsa ruh nefes alamıyor.
Yonca susma saklanma içine atma. İçinden geleni çırılçıplak ortaya döküp saçmaktan korkma. Soyunarak yaz diye diye koştumsa da, tam soyunamıyorum hala.
Oysa çırılçıplak geldik Dünya’ya, giderken de fazla giyinemeyeceğiz… Hala birilerini kırmaktan imtina ettiğimiz için en önce kendimizi kırıyoruz… içindeki çocuğu koru diyorlar, ayol deniyorum işte ama başkasının içindeki çocuk hep benim içimdekinden daha kıymetli ve bu neden böyle????
İşte sen küçükken seni kırmak mübahsa büyükler için, sen de kendini kırabiliyorsun en kolay.
50km’den fazla koştuğumda ayağım su toplamadı. Bu gece topladı.
Boğazımdaki taşlar, içimdeki öfke… ayağımdaki o suyun içinde işte.
Babam çok çocuk, çok masum adamdı.
Doğru söyledikçe dokuz köyden kovulduğu için gurur duyduğum bi hali vardı.
Kitap okumaktan uyumadığını görmek, masal diyarımdı.
Dediği ne varsa hepsi hep doğru çıktı.
İnsanlar hakkında hiç yanılmadı.
Bize de bu son saydıklarım ondan miras kaldı.
Hayatımızda sayısız fırtına kopuyor, gök yarılıyor.
Zaten ışık da hep o çatlaktan içeri sızıyor…
Yonca
“şimşek
Yazılarımdan haberdar olmak için mail adresinizi yazın:
 

Bir Yorum Yaz

Yeni Yazı Yayında! Okumak için tıkla!

Haydarpaşa Babam ve Ben … ve Sao Bento Porto Tren Garı

“Haydarpaşa Babam ve Ben” yazısını 30 Kasım 2010’da Kelebek’de yazmıştım. Haydarpaşa Garı yandığında, içim cızır cızır yana yakıla yazdımdı. Bugün Porto’da Sao Bento Tren Garını gezerken aklıma geldi.

1916’da açılmış. Büyüleyici bir Gar. İçine girerken Benjamin Button filmindeki o devasa saat geldi gözümün önüne. Jorge Colaço’nun 11 yılda tamamladığı Portekiz’in tarihini anlatan tablolar büyüleyici. Tüylerim diken diken, Dünya’nın en büyüleyici 10 garından biri denilen garı gezerken bi fena oldum…