• YAZAR / KOŞAR / KONUŞMACI / ARI SEVER

  • 08/06/2016

Annemden Bana

Annemden Bana

150 150 Yonca Tokbaş

IMG-20160506-WA0006

Hiç aklımda olmayan beklenmedik bi şey, bana çok hoşuma giden düşünme imkanı veriyor.

Daha önce belki durup düşünsem işime yarayabilecek, düştüğüm bi anda kendime iyi gelecek bir şeyi, çok alakasız bi anda, bir yerde pıt diye çözüveriyorum.

Annem çok güçlü bir kadın.

Özgüveni sonsuzdur. Eylemi söylevi kudretlidir. Hem mesafelidir, hem samimi, sıcacık. İlla bi çekinirsin de… E anne yani! Bi baktı mı abooo… Kaç kaçabilirsen bulduğun ilk koltuk arkasına.

Bu yaşta hala daha ne yapsam ne etsem mutlaka “annem acaba kaş göz yapar mı?” oluyorum yalan değil.

Ben ayda bir Elele dergisinde yazıyorum. Hem de hayli uzun zamandır. Elele biriciğimdir. En kötü günüm, en iyi günüm çatır çutur yazarım 2 sayfa.

Şans bu ya, dergim Elele “Anneler Günü” için Nestle Pure Life ile Ayşe Kucuroğlu ev sahipliğinde (Off, bi parantez açtım, Ayşe Kucuroğlu hayatımın yeşili bi elbise giymişti ki sormayın! Yonca yeşili. Gözümden gitmiyor) bir brunch düzenlemiş.

IMG-20160506-WA0008

Ben biraz geç katılabildim, koştur koştur zor yetiştim.

Nestle Pure Life #Annemdenbana etiketiyle yola çıkmış. Çok anlamlı…

Kapıdan girdiğimde bir minik pankart, üzerinde “Annem gibi olmaktan gurur duyuyorum” yazıyordu. Fotoğraf çekilecekti…

İşte o an… O an bi duraksadım.

Işık hızıyla binlerce şey geldi geçti içimden. Durdum.

Düşündüm.

İçimden aynen şöyle bi ses çıktı;

“Annneee! Seninle gurur duyuyorum! Ve… ve ben kendim gibi bi anne, yani 4 yapraklı Yonca kafası şekilli bi anne olduğum için memnun ve mesudum!
Evet… Ben annemle çok gurur duyuyorum; ama esas annemden bana geçen ve bende kalan değerlerle kendim gibi, Yonca gibi anne olduğum için esas kendimden memnunum ve kendimle gurur duyuyorum demek istedim…

Dedim de.

Hatta kalemi de aldım elime, boş bir pankarta içimden geleni yazdım.

Yani annemden bana geçen, ondan aldıklarımı sıraladım hızla…

Güven, kırmızı ruj, azim, çalışkanlık, dayanıklılık, umut, mutluluk, mantık, hız, cesaret gibi… O anda zamanım dardı. Hızlıca karaladım bunları.

Aslında çok şey eklerim bunlara.

Mesela; devam etme gücü. Mesela çözüm üretme becerisi. Yani çözüme odaklı yaşama şekli. Mesela sabır.

Mesela gülümsemek, yani hayata gülümsemek.

Mesela mucizelere inanmak.

Mesela mucizlere inanmakla kalmayıp oldurmak.

Mesela kapılarımı sonsuza dek açmak, bütün Dünya’yı kucaklamak.

Mesela çocuklarıma fikirlerini sormak, onlarla fikirlerimi tartışmak ve cevaplarına, kararlarına saygı duymak.

Yıllarca anneliğimi bir vicdan azabı gibi yaşadım.

Bir şekilde ayıldım. Bitti o garip dönem. Yaşla mı alakalı yoksa sevdiğim işi özgürce yapmaya başladığım günlere geçmemle mi alakalı emin değilim.

IMG-20160506-WA0007

Bildiğim şu; annem hiçbir zaman çok tepemizde bize yapışık bir anne olmadı.

Göbek bağımızı kesmiş tam zamanında.

Kendine bakmayı, kendi hayatını, kendi isteklerini bildiği gibi yaşamayı bilmiş bir kadın.

Bugün bakıyorum da, annemden bana aslında geçen en önemli şeylerden biri de bu;

Özgür ruhum ve bağımsızlığım..

Ah be annem…
Canımsın…

Ve tabiiii Sade’den gelsin şarkı Annemeee, your love is kiiiiiiiing…..

Yonca

“hem çocuk hem anne”

 

Yazılarımdan haberdar olmak için mail adresinizi yazın:
 

Bir Yorum Yaz

Yeni Yazı Yayında! Okumak için tıkla!

BABAM BENİMLE DANSEDERDİ 

Yıl 1990’mış. Babam ve ben. Serpil Halamın kızı Yeşim Abla’nın düğünüymüş.
Bana dans etmeyi öğretmişti. Vals, çarliston, swing ve rock’n’roll. Evde de yapardı böyle. Alakasız kaldırır zorla, dans edersin. Acayip sinir olurdum bazen. Boğazım parçalanacak şu an öyle düğümlendim yazıyorum. Kimseleri görecek halim yok!

10 Aralık 1994’de kaybettiğimizden beri -ki o tarihten 5 gün önce gördümdü en son- ilk defa Çarşamba sabaha karşı uçaktan indiğimde bu 15 saniyelik videoda gördüm babamı!

Yeşim Abla yollamış. Alanda kalakaldım bavullar dönerken. 100 kere izledim. Al başa izle ayaklarına bak, enerjisine bak, yüzüne, bıyığına bak. Beni çekişine bak. Zıplamasına bak. Bana gülümsemesine bak. Nasıl eğleniyor bak. Muzip hınzır gülümsemesine trilyarca bak! Bak bak bak! Bak kızım bak. “Ya baba dur yeter” demişimdir kesin de öyle bırakmıştır beni. Bir de zeybek oynadılardı yanlış hatırlamıyorsam.